Onkoloji Kliniği

Film Öyküsü

ONKOLOJİ KLİNİĞİ

ARMAĞAN TEKDÖNER




Bir hastane koridorunda ENER TOKSOY’un (45) eşliğinde ilerleyen sedye, sağlık görevlilerince asansöre bindirilir. Asansörün kapısı kapanır, ENER TOKSOY merdivenden dört kat yukarıya koşar, gelen asansörü karşılar. Açılan kapıdan çıkarılan sedyedeki yaşlı kadının ağzından kan gelmektedir. ENER TOKSOY’la kanamalı hasta konuşmaksızın göz göze gelirler. Sedyeyle beraber ameliyathanenin kapısına kadar giden ENER TOKSOY sedye içeriye alınınca geriye döner, merdivenden yavaş yavaş inerken dizlerinin bağı çözülür, tırabzanlara sarılır.


[BAŞLIK]


İstanbul, 2009. Levent semtinden genel görünüş. Şık bir ofis içi. Bankacı ENER TOKSOY, kendisiyle vedalaşmaya ve annesinin vefatı dolayısıyla kendisine başsağlığı dilemeye gelmiş mesai arkadaşlarını birer-ikişer ağırlamaktadır. Ziyaretler bittiğinde, ENER TOKSOY işinden ayrılmış olarak bir bankanın dış kapısından çıkar.


ENER TOKSOY hâllice bir apartman dairesi olan evinde, telefonda konuşmakta. Ayrıldığı bankadan aldığı tazminatla, annesinin tedavi görmüş olduğu onkoloji kliniğinden %5 ortaklık payı almak üzere bir anlaşmaya vardığı söylediklerinden anlaşılır.


Olayların tümüne mesken olacak tarihi bir konaktan dönüşme onkoloji kliniğinin güzel bahçesi. Dışının genel görüntüsü, tarihi dokusuna ilişkin detaylar, yakınlarının yardımlarıyla kliniğe girip-çıkan bitkin hastalar.

Kemoterapi ve radyoterapi hizmeti veren kliniğin günlük işleyişine dair görüntüler:

Kemoterapi koltuklarında tedavi alırken yanlarındaki sandalyelere oturmuş yakınlarıyla sohbet eden veya koltukta oturamayacak durumda olup da odalarda yatarak tedavi alan serum takılmış hastalar. PROF. DR. SARP ERARSLAN (65) bu hastaları dolaşıyor, çeşitli klişe espriler yapıyor, birkaç kişiye biberiye, domates, ısırgan otu vs tavsiye ediyor. Bütün hastaları dolaşıp odasına döndükten sonra cep defterine bir sayı not ediyor: 47.

İçinde kimse olmayan, sehpalarla dolu bir oda. Sehpaların üzerine bir yığın ilaç ve çeşitli serum şişeleri düzenle yerleştirilmiş. Sehpadan sehpaya giden SELMA HEMŞİRE (30) reçetelere bakarak ilaçları serumlara şırınga ediyor, serum şişelerinin her birine hastaların adları yazan etiketler yapıştırıyor. SELMA HEMŞİRE’nin bir de yardımcısı var. SELMA HEMŞİRE salondaki hastanın birisine serum bağlamak üzere ilaçları hazırladığı bu odadan çıkarken, içeriye yardımcısı giriyor. Yardımcı hemşire, ilaçları salona götürmek üzere bir servis arabasına yerleştirirken şişelerin tekinin yanlışlıkla düşüp kırıldığı, yardımcının kırılanın yerine raflardan aldığı ilaçsız bir serumu koyup aceleyle etiketlediği, sonra da derhal yerleri paspasladığı görülüyor.


Radyoterapi sırasında bekleyen birçok başka hasta, yakınlarıyla beraber bir salondalar. Hasta ışınım altındayken daima kontrol masasında bulunması gereken teknisyen, o esnada bahçede sigara içmekte. Tedavisi bittiği halde masada yatmaya devam eden bir hasta görülüyor. Bekleşenlerden bazılarının doktora görünmesi gerek ama konunun uzmanı DR KERİM S. OCAK’ın (52) kapısı kapalı. Kendisi aslında uzakta değil, o da bahçede ve cep telefonuyla bir laboratuarla görüşme yapmakta. Konu, gönderdiği tahlillerden alacağı komisyon oranından ibaret. Görüşmesi biten DR KERİM S. OCAK kapıdan giriyor, kontrol masasının boş olduğunu görüp, bahçedeki teknisyene sinirle sesleniyor. Teknisyen koşar adım gelirken, doktor da sıradaki hastalardan birisini odasına alıyor. Muayene bittiğinde uzun bir tahlil listesi yazıp, hastaya gideceği laboratuarı söylüyor. Geçmiş olsun, sıradaki.

Cihazın olduğu odadan sedyeyle çıkan hastaya, “Ahmet Bey geçmiş olsun,” diyen teknisyeni, hasta güçlükle konuşarak düzeltiyor: “Ben Mehmet.” İşi şakaya vurup özür dileyen teknisyen hasta ayrılırken önündeki çizelgeye yeniden bakıyor ve Ahmet’in tedavisini Mehmet’e uygulamış olduğunu fark ediyor.


Kliniğin patronuyla beraber ENER TOKSOY ana kapıdan giriyorlar, doğrudan müdür odasına geçiyorlar. Boş olan makam koltuğuna ENER TOKSOY oturuyor. Aralarındaki konuşmadan kimin kim olduğu ve durumun ne olduğu anlaşıldıktan sonra, personel toplantıya çağırılıyor.


Ortak-yönetici ENER TOKSOY görev başında. Klinikteki hizmetlerin neredeyse hepsinde aksaklıklar olduğu, personelin hastalara son derece duyarsız yaklaştığı ve sık sık sigara molası verildiği ENER TOKSOY’un gözüne çarpıyor.

ENER TOKSOY muazzam bir enerjiyle oradan oraya koşturmakta. Serumu biten hastayı SELMA HEMŞİRE’den önce fark edip kendisini göreve çağırmaktan ortalıkta müstahdem olmadığından hastaların koluna girmeye, tuvaletlere kağıt yerleştirmekten radyoterapi odasındaki hastanın tedavi süresinin bittiğini bahçede sigara içmekteki teknisyene haber vermeye kadar, görevi olmayan birçok işi yaparken görülüyor. Her tarafta ENER TOKSOY var, sürekli olarak bir hastaya veya bir hasta yakınına yardım ediyor.


Aylar sonra ENER TOKSOY odasında çalışmaktayken bir hasta yakınının içeriye girmesiyle ve ENER TOKSOY’la tedavi ücreti konusunda pazarlığa başlamasıyla akış değişecektir. Duvar saatinin saniye kolu hızında ilerleyen yelkovanı pazarlığın makul sayılamayacak süresini gösterir, kapıdan çıkmadan önce neredeyse secdeye varan hasta yakınının davranış tarzı da, pazarlığın klinik aleyhine bittiğini. ENER TOKSOY vicdanen rahatlamış durumda hava almak için kapı önüne çıkar ve biraz önce kendisiyle ağlamaklı bir dilde pazarlık etmiş hasta yakını daire fiyatındaki otomobiline binerken, duruma dehşetle bakakalır. ENER TOKSOY bahçede biraz gezinip, odasına döner.

Haftada sadece 2 gün kliniğe gelen FİZİKÇİ ERDAL kendisini beklemektedir. Aralarında başlayan havadan-sudan sohbet fizikçinin aldığı ücret konusunda bir ağız dalaşına dönüşür. Yine sürat yapan yelkovan eşliğinde atlayarak devam eden bu pek de ilginç olmayan diyalogun iki tarafça da normal karşılanan detayları, ana temadan çok daha ilginç bilgiler içermektedir: Fizikçi aslında pek bir iş yapmamaktadır, kliniğin açık tutulabilmesi için duvarda asılı durması gereken diploması dolayısıyla hatırı sayılır bir ücret almaktadır, üstelik de aynı diploma birden fazla klinik tarafından değerlendirilmektedir. Zorunlu evraktan daha değerli ne olabilir? ENER TOKSOY bu pazarlığı da kaybeder.

Ertesi sabah bir önceki günkü lüks arabalı hasta yakını ve yaşlı hasta babası kliniğe girdiklerinde tedavi başlatılmaz, sekreter hasta yakınına ENER TOKSOY’un kendisiyle özel görüşmek istediğini bildirir. Görüşmenin özü, ENER TOKSOY’un gerçekleştireceği bir rüşvet isteme operasyonunda ibarettir: Patronun dün konuşulan fiyatı kabul etmediği, gerçek fiyatın şu kadar lira fark getirdiği, ama bu kadar fark verirse bu işi halledebileceğini ENER TOKSOY adama bildirdiğinde, adam bu saçmalığa fazla şaşırmış görünmez. İstenen nakdi beklenmedik bir şekilde cüzdanından çıkartıp ENER TOKSOY’a oracıkta verir. Toplam tutar yine de piyasanın altındadır, nedense adamın önceki günkü köylü tavırlarından da eser yoktur ve hasta yakını odadan çıkarken secdeye varan bu kez ENER TOKSOY’dur. Tedavi başlar.

Maaşının üçte biri kadar “yan geliri” bir müdür tek hastadan elde edebiliyorsa ve o klinikte ayda yaklaşık 200 hastaya hizmet veriliyorsa, potansiyel kazanç miktarını hesaplayabilmek için Harvard diplomasına ihtiyaç olmadığı aşikârdır. Hayatının ilk rüşvetini almış ENER TOKSOY tuhaf bir sarhoşluk içerisinde klinikte dolaşmaktadır.


Kemoterapi salonu yine hıncahınç doludur. Odadan odaya geçip, hastadan hastaya koşup Temel fıkraları anlatmakta olan PROF. DR. SARP ERARSLAN’la koridorda karşılaştığında verdiği kibar selama karşılık profesör kendisinden makas alınca, ENER TOKSOY çok bozulsa da tepki vermez ve koridorun nihayetindeki bir karanlık köşeye sinip düşünmeye koyulur. Ancak ENER TOKSOY’un dönüm noktası bu makas mı olmuştur, yoksa o sindiği noktadan dakikalarca gözetlediği SELMA HEMŞİRE‘nin bir yatak hastasına serum takarken yaptığı hareketler mi, bu asla ortaya çıkmayacaktır. Kesin olan şey, ENER TOKSOY’un SELMA HEMŞİRE’yi geri dönülmez bir biçimde keşfettiğidir. Bu takıntısı akla ziyan boyutlara ulaşacaktır.


PROF. DR. SARP ERARSLAN’ın odası. Muayene etmiş olduğu hastayla profesör arasında son derece tuhaf bir diyalog geçmektedir: profesör kemoterapiye ilave olarak bir takım şifalı bitkiler önermektedir. (Bu sahneye paralel olarak, Mısır Çarşısı’nda alış-veriş yapan bir hanım görünmektedir, bu hanımın PROF. DR. SARP ERARSLAN’ın eşi olduğu, kendisini cep telefonundan arayıp bitkilerle ilgili bir şeyler sormasından anlaşılır. Aralarında şifreli basit bir dil geliştirmişlerdir, PROF. DR. SARP ERARSLAN sorulan sorulara evet-hayır türünden cevaplar verir.) Hasta sorduğunda söylediğine göre, bu sihirli bitkilerin nerede satıldığından veya fiyatlarından PROF. DR. SARP ERARSLAN’ın haberi yoktur ama belki klinikteki müstahdemlerden birisinin bildiği bir yer vardır. Hastanın odadan çıktığı anda sözü geçen müstahdemle tesadüfen karşılaştığı ve ondan bir adres aldığı görülür. İçeriye giren sonraki hasta ve kapanan oda kapısı.

PROF. DR. SARP ERARSLAN klinikten ayrılırken, sekreterden muayene ve uygulama ücretlerini alır. Ama hasta sayısı konusunda küçük bir uyuşmazlık vardır, sekreter profesörün elindeki kağıda göre bir hastayı eksik yazmıştır. Sekreterin ağlaması ve farkı cebinden ödemesiyle sonuçlanacak bu tartışmadan, PROF. DR. SARP ERARSLAN’ın kutsalının para olduğu anlaşılacaktır. Bir uzman doktor maaşına eşit günlük nakit cirosunu iç ve dış ceplerine dağıtan PROF. DR. SARP ERARSLAN, klinikten çıkar.


PROF. DR. SARP ERARSLAN’ın erişilmez gücünü kabullenmesi ve radyoterapi uzmanı DR KERİM S. OCAK’ın tek dostu olduğunu anlaması için, ENER TOKSOY’a 3 ay yetmiştir. Kemoterapi hastalarından kendisi fayda sağlayamamaktadır ama radyoterapi hastaları konusunda durum farklıdır. Daha az dozda ışınım vererek daha fazla seansla gerçekleştirilip fiyatı şişirilen ama aynı sonucu veren tedaviler veya arada bir istenen laboratuar test listesini daha sık ve kapsamlı hale getirmeler gibi hastaya zarar vermeksizin gelir artırıcı önlemler için, müdürün uzman doktorla işbirliği zorunludur. Ve bu konularda ikisinin ne kadar uyum içinde çalıştıkları birkaç ayrı sahnede görülür. ENER TOKSOY’un tek başına gerçekleştirebileceği çalışmalar da vardır: Hasta yakınlarını önce şu kadar lirayla korkutup sonra “faturasız olursa” bu kadara düşmek, malzeme alımlarından komisyon almak, hasta gönderen doktorlara veya kimi resmi dairelere rüşvet vermiş olma iddiasıyla kasadan para almak, hatta hiç alınmamış hizmetler için naylon fatura ve makbuz temin edip ödeme yapmak gibi. Fakat bütün bu yoğunluğa rağmen SELMA HEMŞİRE’yi düzenli olarak gözetleyip bilgisayarda fal bakmasından bile tahrik olabilmek için, insanın adının ENER TOKSOY olması lâzımdır ve böyle birisi kesinlikle bu klinikte vardır.

ENER TOKSOY klinikte bütün gün fır dönmektedir belki yine, ancak hastalara ve yakınlarına yardım etmek için kendisini parçaladığı o ilk günler, sanki bir ışık yılı uzakta kalmıştır şimdi.


ENER TOKSOY gözle görülür ölçüde zenginleşmiştir, kliniğin mâli tablosu da bir o kadar kötüleşmektedir. ENER TOKSOY akşamları kliniğin otoparkından eski arabasıyla çıkıp, yakındaki bir otoparkta duran yeni almış olduğu pahalıya binerek, eğlence yerlerine takılmaya başlamıştır. Bu sefih gece yaşantısını hem ailesinden, hem kliniktekilerden gizlemektedir. Ama bütün gün çalışıp her gece oradan oraya dolaşmak da hiçbir bünye için kolay değildir, bu nedenle geceleri klinikte kalmaya kara verir. Tasarruf gerekçesiyle, kliniğin gece bekçisini işten çıkartmaya ortaklarını ikna eder, eşine mesaiye kaldığını ve o nedenle arada bir klinikte yattığını söyleyecektir. Eğer yabancı fahişelerle klinikte âlem yapmak mesai demekse, bu açıklama tümüyle doğrudur elbette. Eşine ve çocuğuna açlıktan ölmeyecekleri kadar para verdiği, kliniğin bir katını ısınma giderinden tasarruf bahanesiyle kilitleyip orayı kendi yaşam alanı haline getirdiği bu hedonist süreç, birkaç ay devam edecektir, deniz bitene kadar.


Kliniğin gördüğü en renkli gecenin sabahında misafirler gitmiş hastalar gelmiş, akşamdan kalma ENER TOKSOY odasındaki bir koltuğa yığılmış, gelir artırıcı yeni fikirler bulmak üzere kafa yormaktadır. Check-up yaptırmaya gelenlerin bazılarına, kanser olmasalar da “olası kanser” teşhisi koyarak, sigortaların kabul etmediği cüzi bir nakit gerektiren “önleyici“ tedaviye başlatmak buluşu aklına gelir. Sadece alan ışığını kullanıp ışınım vermeksizin “hastayı” birkaç seans masaya yatırıp kaldırmanın kime ne zararı olabilir ki? Bunu tek başına uygulayamayacağı için, kliniğin radyoterapi uzmanı DR KERİM S. OCAK’ın kapısını çalar. Doktor bu uygulamadan kişiye zarar gelmeyeceğini ama bu işe destek olamayacağını söyler. Bu soğuk duş ENER TOKSOY için yıkıcı olmuştur. İkisi arasındaki diyalog, bu öneriyi tamamen unutmak ve asla kimseye söylememek üzerine birbirlerine edilen yeminlerle biter. Ama ikisinin de yalnız kalır-kalmaz ilk açacağı telefon kliniğin ortaklarınadır ve bu öneriyi bir diğerinin getirdiğinin ihbarında bulunmak içindir.


Öyle teklifler vardır ki, onları bir kez dile getirdikten sonra unutulmalarını beklemek bir hayaldir ve galiba ENER TOKSOY’un son teklifi bunlardan birisi olmuştur. DR KERİM S. OCAK’la aralarında soğuk rüzgarlar esmektedir. Ama ENER TOKSOY’un keyfini asıl kaçıran şey, DR KERİM S. OCAK hakkında ortaklarına açtığı ihbar telefonunun herhangi bir etkisini gözlemleyemeyişidir. Belki de DR KERİM S. OCAK’ın da keyfini kaçıran aynı şeydir: kendi ihbarının neticesiz kalması.

İşler bir yandan devam etmektedir. ENER TOKSOY’un o günkü sıkıntısı, komisyon vermez bir depodan temin edilen acil ilaç dolabındaki malzemeyi DR KERİM S. OCAK tarafından ille de sipariş vermeye zorlanmakta oluşudur, üstelik de kasa tamtakırken. ENER TOKSOY bu tip anlayışsız müesseselerle olabildiğince seyrek ilişki kurmaya özen gösterse de, durum ciddidir galiba. Doktorun dediğine göre, dolapta daima bulunması gereken bir takım ilkyardım ilaçları tümüyle bitmiş durumdadır. Ayrıca dolaptakilerin bir kısmının da süresinin geçmiş olabileceği varsayımıyla, mevcutların tümüyle çöpe atılıp hepsinin yenilerinin alınması gerektiğini, DR KERİM S. OCAK kaba sayılabilecek bir dille kendisine bildirmiştir. Ne de olsa bunlar çok ucuz ilaçlardır, toplam tutar atla deve değildir ve doktorun oradaki 3 kuruşluk ilaçları teker teker inceleyecek zamanı yoktur.

ENER TOKSOY ilaçları sipariş vermek zorunda kalır. Doktor bu işle bizzat ilgilenemeyecek kadar yoğundur, dolayısıyla ilkyardım dolabını boşaltmaya ENER TOKSOY gider. Dolaptaki bazı hiç açılmamış ilaç kutularını doktorun dediği gibi çöpe atmaz, cebine doldurup odasına götürür. Sonra doktorun kendisine verdiği sipariş listesini tedarikçiye aynen fakslar ama hemen arkasından da tedarikçinin satış elemanına telefon açarak, odasına getirdiği kutuları sayarak bunları siparişten eksiltmelerini söyler. Birkaç saat kadar sonra gelen ilaçları odasında teslim alır, acil dolabını kendisi doldurur. Dolabı boşaltırken odasına götürmüş olduklarını, dolabı doldururken aynen yerlerine koymuştur. İşlem bitince ENER TOKSOY doktoru ilkyardım dolabını kontrole çağırır. Acele halinde yaptığı kontrol sonucunda, DR KERİM S. OCAK bütün ilaçların doğru olarak geldiğinden, kutuların sayısını ve adlarını kendi hazırladığı sipariş listesiyle karşılaştırarak emin olur.


Ertesi gün, kemoterapiye tek başına gelmekte olan kimsesiz bir hasta fenalaşır. PROF. DR. SARP ERARSLAN henüz kliniğe gelmemiştir. Hastaya DR KERİM S. OCAK müdahale eder ve gereken ilaç ilkyardım dolabında vardır. Ancak SELMA HEMŞİRE’nin bir dakika bile kaybetmeden enjektörle doğru şekilde uyguladığı kesinlikle kurtarması gereken ilaca rağmen, hasta kaybedilir. Klinik dahilinde diğer hastaların gözü önünde gerçekleşen bu talihsiz olay, kuşkusuz örtbas edilir nitelikte değildir. Birçok hasta cep telefonlarıyla yakınlarını ararken, keşmekeş içerisinde ceset bir odaya taşınır ve ENER TOKSOY’un olağanüstü çabalarıyla çok kısa sürede getirtilmiş bir ambulans vasıtasıyla, ceset klinikten uzaklaştırılır. Mesai bittiğinde temizlik görevlisi boş ilaç kutularını ve yırttığı takvim yaprağını atarken, ölen hastaya müdahalede kullanılan ilacın son kullanma tarihinin 10 yıl önce geçmiş olduğu görülecektir, ama sadece seyirci tarafından.

ENER TOKSOY ve tıbbi sorumlu DR KERİM S. OCAK o akşam baş başa vererek bu ölüm olayına bir açıklama uydururlar ve durumu SELMA HEMŞİRE’nin uygulama hatası olarak ortaklara yansıtırlar. SELMA HEMŞİRE, DR KERİM S. OCAK’in yazdığı tutanağa istinaden ve ortakların da onayıyla, ENER TOKSOY tarafından ertesi sabah işten çıkartılır, yerine aynı gün bir başkası bulunur.

O gece ENER TOKSOY yabancı kadınların çalıştığı o her zamanki bara gitmiş, bir masada demlenmektedir. Boşta bekleşenlerden beğendiği bir tanesini yanına çağırtır. Aralarında geçecek diyalogdan kadının Ukrayna’da radyoterapi uzmanı doktor olduğu, iki kardeşini Çernobil nedeniyle yakalandıklarını düşündüğü kanserden kaybettiği anlaşılır. Flört esnasında konuşmak için kuşkusuz daha iç açıcı konular bulunmalıdır ve içkilerin de yardımıyla tam da sohbetin yönü değişmişken, kadının cep telefonu çalar. Telefonu açan kadın bir an sessizce dinler, birkaç kelime Ukraynaca konuşup ayağa kalkar ve gözyaşları içerisinde masayı terk eder. Arkasından baka kalan ENER TOKSOY’a kısa süre sonra bir garson gelir: Biraz önceki hanım Kiev’de tedavi görmekteki annesini kanserden kaybetmiştir, ”ŞENER Bey’in başka bir emri var mı?” ENER TOKSOY bir taksi ister.


ENER TOKSOY ertesi gün gizlemekte olduğu lüks arabayı satışa çıkartır, zimmetine geçirmiş olduğu yüklü miktardaki parayı kliniğin hesabına kademeli olarak geçirmeye başlar, hayali özel hastalar kaydeder, hasta ödemesi gibi açıklamalar yazar. Elinde marketten doldurduğu torbalarla her gece evine gitmekte, eşine ve oğluna hediyeler götürmektedir. ENER TOKSOY’un yatırdığı paralar sayesinde, kliniğin o ay sonundaki mâli tablosunda göze görülür bir düzelme olur. Ancak cirodaki olağandışı artış, ortaklar tarafından büyük bir şaşkınlıkla karşılanır. ENER TOKSOY bu artışı açıklamak için son derece inandırıcı gerekçeler üretip ortakları iknâ etmiştir, ya da öyle sanmıştır. O ay boyunca bütün çalmış olduğu parayı geri yatırmış, lüks arabası çoktan satılmış, kendisi beş parasız kalmıştır. Sadece maaşı mütevazı bir yaşam sürmek için yeterlidir ne de olsa.


Ama ENER TOKSOY’un kapıdan girdiği birkaç hafta sonraki o Pazartesi sabahı, hem kendisi hem de diğer tüm çalışanlar için, klinikteki son sabah olacaktır. Kapıdan girince, sekreter yerinde oturduğunu ilk defa gördüğü kıza kim olduğunu sorar, telefonda konuşmaktaki kız ahizeyi bir an için eliyle kapatıp, durumun açıklamasının ENER TOKSOY’un kendi odasında bekleyen bir bey tarafından yapılacağını söyler. Bir yandan da kız hastaları arayarak, bütün randevuların ertesi güne kaydırıldığını bildirmektedir. ENER TOKSOY odasına hışımla girdiğinde, masasının arkasında birisinin oturduğunu görür ama kısa bir duraksamadan sonra üzerindeki şaşkınlığı atar. İkisi sessizce bakışırlar. ENER TOKSOY, yeni müdür olduğunu o anda anladığı kendi yerine oturtulmuş bu kişiye, teyit etmek maksadıyla oranın yöneticisi olup-olmadığını sorar. Aldığı olumlu cevap üzerine, kendisinin bir hasta yakını olduğunu ve biraz sonra geriye dönüp hastasıyla ilgili konuşmak istediğini söyleyerek odadan çıkar, apar-topar kliniği terk eder. Yeni müdür de nedense oyuna katılmış, masadaki ailesiyle çekilmiş fotoğrafını kendi eliyle bir kutuya koyduğu ENER TOKSOY’u, tanımazlıktan gelmiştir. ENER TOKSOY otoparkta arabasına binerken, arabasından inmekteki FİZİKÇİ ERDAL’la karşılaşır. FİZİKÇİ ERDAL kendisiyle görüşmek için geldiğinden ENER TOKSOY’a ne zaman döneceğini sorar, ENER TOKSOY ona kendisini odasında beklemesini söyler, birazdan geriye dönecektir.

DR KERİM S. OCAK odasına girip başka bir doktorun oraya buraya eşyalar yerleştirmekte olduğunu gördüğünde, bir yanlışlık olduğunu düşünüp o doktora yanlış odada olduğunu söyler. Yeni doktor kendisine telefonu işaret edip, ortaklardan birisini aramasını rica eder. DR KERİM S. OCAK’ın kısa telefon konuşmasındaki sadece kendi söylediklerinden, işten tazminatsız olarak atılmış olduğu anlaşılacaktır. O da sessizce kliniği terk eder. Bu arada eski teknisyenler yenileriyle tartışmakta, eski müstahdemle yenisi itişmektedir. PROF. DR. SARP ERARSLAN geldiğinde ise, kemoterapi departmanında ciddi bir tadilat yapılmakta olduğunu görür. Kendi oda kapısının değişmiş kilidini elindeki eski anahtarla açmaya uğraşırken, cep telefonu çalar.


Bir yıl kadar sonra, DR KERİM S. OCAK platformda metro beklemektedir. Tren gelince aceleyle girdiği vagonda boş bulduğu bir koltuğa oturur, kafasını kaldırınca karşılıklı koltukta oturmakta olan SELMA HEMŞİRE’yi görür. İkisi kısa bir an için göz göze geldikten sonra, birbirlerini tanımazlıktan gelirler. SELMA HEMŞİRE bir sonraki durakta iner.


ENER TOKSOY bu kez döküntü bir evde, oğluyla beraber salonda oyuncak adamlarla savaşçılık oynamaktadırlar. Salondaki açık televizyonda çizgi film vardır. Kapı açılır, içeriye eşi girer. Elinde yassı kare bir karton ambalaj vardır, ENER TOKSOY’u mutfağa çağırır. Çocuk oynamaya devam ederken, ENER TOKSOY ve eşinin mutfakta geçen kısık sesli konuşmaları duyulmaktadır: Kadına kanser teşhisi konmuştur. Bu arada televizyondaki çizgi film bitmiş, yerine bir sağlık programı başlamıştır. Programın davetlisi PROF. DR. SARP ERARSLAN, şifalı bitkilerin kanseri önlemedeki yararlarını anlatmaktadır.

Çocuk elindeki “kanser” adını verdiği bir oyuncak canavarı, diğer oyuncak adamlarla dövmeye başlar.

[SON]

Film Öyküsü Sayfa 9 / 9