|
![]() |
ÇIRAK |
Çizimler: Ufku EVRAN |
“Gazete ilanıyla Y.’yi aldıkları işyerinde verilen işler, bir sokakta aşağı yukarı dolaşıp simit satmak veya bir çay ocağında garsonluk yapıp bir iş adamına zehirli çay vermek gibi gariptir. Ama o pek sorgulamaz meseleyi. Aklı fikri işyerindeki sekreter Şükriye’dedir.
Roman bir yandan bu esrarengiz iş hayatını anlatırken, öte yandan Y.’nin işlediği cinayetle de “renkleniyor.” Bu cinayet onun hayatla ve insanlarla kurduğu ilişkiyi ortaya sermesi açısından oldukça önemli. Gürültü yaparak rahatsız ettiği alt kat komşusu tarafından sürekli taciz edilen ve arada bir dövülen kahramanımız, sonunda tombalacı komşusunu –inceden inceye hesaplanmış ancak pratiğinde eline yüzüne bulaştırdığı bir biçimde- öldürür.”
Ömer TÜRKEŞ
İstanbul'un en derinlikli, tersine en klostrofobik mekânında, Beyoğlu'nda, bir yolunu bulup yaşayan insanlar... Beyaz çorap ve kumaş pantolonları, futbol takımlarının renklerini taşıyan atkılarıyla etrafı kesen, "Beyoğlu Devleti"nin isimleri değişmeye müsait, bu kötü hayatın kentsoylu atıkları, yani doğal kötüleri etrafında, bir anti kahraman ve onun art duyguları üzerinden gelişiyor olaylar.
Y. 21 yaşlarında, İstanbul'da kendi başına yaşayan, parasız bir insandır. İş aramaktadır. "Tehlikeli de olabilecek işlerde çalışacak dinamik bay eleman. Zekâ testi yapılacaktır" şeklinde verilmiş o ilan, biraz da seçeneği olmadığından, yaşantısını altüst edecektir. Y. bir yeraltı teşkilatında, tam da ne yaptığını anlamadan çalışmaya başlar. İş kolaydır, kazanç iyidir, sekreter kadın çok güzeldir, her şey yolundadır. İşten eve mutlu dönmektedir. Ama bir gün komşusuyla arasındaki sıradan bir sorun, pek sıradan olmayan bir yola doğru kayar.
Altüst kavramının karıştığı, rastlantıların düzmece olduğu ama planların rastlantılarla bozulduğu, özlü sözlerin bazen yararlı bazen zararlı sonuç verdiği, prova ve gerçeklerin ayrım noktasının belli olmadığı, porno ve aşkın iç içe yer aldığı, intikam için önceden planlanmış yersiz bir cinayetin işlendiği, aşırı arzunun son arzuya dönüştüğü... 94 sayfalık kitapta ironik ve gerçekçi anlatım iç içe, tıpkı olaylar gibi. Bazen de son derece basit nedenlere dayanan komedi tarzı sürtüşmeler, kahramanın kendisini içinden çıkamadığı mücadelelerin ortasında bulmasını sağlar.
Kahramanımız özgeçmişini şöyle yazar: "Adı: Y. Başkurt Doğum yeri ve tarihi: Ankara, 1978 Önceki işler: İşportacılık, Ankara Satranç Derneğinde çaycılık, çelik tencere pazarlama, THK için fitre zarfı dağıtımı, düğün fotoğrafçılığı kalfalığı." Y. gündelik hayatın dışlanmış parçasıdır ve dışlanmışlığı onu "iyi" olmaya sevk eder. Vicdan sahibi, namuslu, mert, adil, doğru bir delikanlıdır, örf ve ananelerine bağlıdır. Oysa kendi gizli (art) dünyasında böyle midir? Kin, ihtiras, hırs, intikam güdüleri hain, ikiyüzlü, potansiyel suçlu kimliğiyle birleşir; şakayla başlayarak tırmanan gerginlikler, inişe geçerken komedi duygusu ve polisiye kurgusu tadı verir. Kentli olmak, köylü olmak kadar etiği ve sınırları belirli bir şey değil. Buna bir de cumhuriyetin meyvesi (yasal elması) olan inan, güven sefaletini de eklersek önümüze traji-absürd bir kenar kent ve kentli silueti çıkar. Sokağa çıktığımızda gülümsediğimiz simitçi "belki de" ikiyüzlü ve ihanete yatkın, paradoks boyutlarına varacak kadar isyankâr ve teslimîyetçi. Bu pis romanın sonunda içimiz rahatlasa da, yani kahramanımız ölse de, hayaleti sokakta elini kolunu sallayarak dolaşıyor, bizimle.
Murathan MURADOĞLU (VİRGÜL 26, Ocak 2000, s. 69)
KÜÇÜLTEÇ
Murat BATMANKAYA (RADİKAL KİTAP, 8 Mart 02)
TUTKU ROMANLARI
Nazir AKALIN (ALSAH BLOG, 8 Mayıs 06)
Çelik tencere şirketinden atılışıyla başlayan hayli uzun sürmüş işsizlik döneminin sonucu, kötü durumdaydı ve işaretlemiş olduğu bu ilanı dördüncü kez okumasına rağmen, tam da ne demek istendiğini hala anlayamamıştı. Yakın zaman önceki olayları şöyle bir gözden geçirmek, “lanet olsun,” dedirtiyordu: Y. orada çalışmaya başladıktan kısa süre sonra iflas eden güya çelik üreticisi teneke şirket, ilk önce çalışanlarını üçer-beşer kovmuş, sonra da onlardan teminat için toplanan senetleri söke söke tahsil etmişti ve hatta Y.’nin siyah-beyaz televizyonuna da haciz gelmişti. Şirket ve şirketin borçları yok olmuş, ama nasıl olmuşsa, yok olan şirketin alacakları varlığını sürdürmüştü, üstelik de hileyle oluşturulmuş alacaklar! İnsanın yaşamak için çalışmak zorunda olması, bazen çalışıp kazanamaması bir yana, çalışmasına karşılık olarak kaybetmesine bile neden olabiliyordu. “Kazanmak isteyen, kaybetmeyi de göze almalı,” diye düşünmek için, demek ille de at yarışı oynamak gerekmiyordu, en masum işlerde dahi, bu alçakça kural geçerliydi. Sonuç hazin bir gerçekti ve buna ilaveten, işveren adaylarının yapacakları işkenceler ve dolandırıcılıklar öncesi, kurbana liyakat vermek için bir de test yapmaları, daha da içler acısıydı.
(Kitabın girişinden) |
“Tehlikeli de olabilecek” demek, “Tehlikeli olacak” demektir.
Zincirlerinizden başka kaybedecek bir şeyiniz yoksa bile, siz siz olun, zincirlerinizi koruyun. Zincir de bir şeydir. ----Kitabın arka kapağı---- Yazar: Armağan Tekdöner Kitap: Çırak Yayınevi: Zed Yayınları Kapak tasarımı: Celal Erciyes Basım tarihi: Kasım 1999 13cmX19,5cm, 94 sayfa, 3.hamur Tür: Suç-kurgu ISBN: 975-7026-56-5 |
Fotoğraf: Armağan TEKDÖNER |
| 1'er saat arayla toplam 3 adet hap yutmak kaç saat sürer? |