Stüdyo Gri Fare Logo
English
English
Tekdöner ailesinin resmi web sitesi

Çözülememiş cinayetlerin mi sayısı daha yüksektir,
cinayete teşebbüslerinki mi?

TAHSİN BEY EKVADOR'DA kitap kapak detayı
TAHSİN BEY EKVADOR'DA kitabından kapak detayı

İstanbul, 2000 © Armağan Tekdöner

Nefs-i müdafaa cinayetleri, kalleşliğin anatomisi, dizboyu rezillik, mütemadi kuruntular, takıntı, gıyabi aşk, sanal tehlike...

Edebiyatta suçtan söz etmek niye bayağılık olsun?
Murat MENTEŞ, Star Gazetesi

Basılmış ama bulunmayan romanların ücretsiz e-kitap sürümleri, e-dergilerde çıkmış öyküler, senaryolar ve sinopsisler... Hepsinde yeterince fesatlık var. "İngilizce Çalışmalar" kısmında da 've benzerleri' sunulmuştur.

Buradaki fikirlerden özgürce yararlanabilirsiniz. Hoşunuza gidecek birkaç tane kelâmı kullanmak serbesttir, kimse cümle telif hakkı zabıtalığı yapmayacak. Fakat koskoca bir proje buradaki bir çalışmanın benden habersiz yapılmış yüksek sadakatli bir uzantısıysa, takdir edersiniz ki bunu yapan ayıp etmiş olur.

Projelere katılmakta son derece istekliyim, yazılarım kendi başlarına yeterince hizmet veremeyebilirler. Türk dilinde çalışma yapan bütün yaratıcı arkadaşlara sevgiler.

Armağan Tekdöner, yazar

ROMANLAR ⇓

ROMANLAR ✖

Bu bölümde yayınlanmış romanlar yer almaktadır. Hepsinin .pdf dosyası olarak e-kitap sürümü, tümüyle ücretsiz sunulmuştur.

DANS YARIŞMASI

(Kısa Roman, Armağan TEKDÖNER, psikolojik suç edebiyatı.)

Dans Yarışması'nı indir

.pdf formatında e-kitap

İlk baskı Zed yayınları 1999.

Dans Yarışması - arka kapak

Yakın arkadaşlar,
şaka ve eğlence atmosferi,
ve bir cinayet!
Olayların sorumluluğu Beyoğlu ve çağdaş insana yüklenirse, anti-kahraman Rıza'nın hakkı yenmiş olur. Alçaklık ve ilkesizlik, saçmalık ve rezalet bir şahısta bu boyutlarda toplansın, tahammül edilir gibi değil. Bu roman utanç verici davranışlar geçidi olsa da, Rıza'nın kişiliğinde kendinize ait parçalara rastlayabilir ve utanmadan okuyabilirsiniz.

ISBN: 975-7026-36-0


ÇIRAK

(Kısa Roman, Armağan TEKDÖNER, psikolojik suç edebiyatı.)

Çırak'ı indir

.pdf formatında e-kitap

İlk baskı Zed yayınları 1999.

Çırak - arka kapak

"Tehlikeli de olabilecek" demek, "Tehlikeli olacak" demektir.
  • Öldürülmek hak edilebilir mi?
  • Bütün aşklar rastlantısal mı?
  • Özlü sözlerin tamamen yanılgı olduğu durumlar olabilir mi?
  • Provalar nerede biter, gerçek uygulamalar nerede başlar?
  • Porno sevginin gelişkin hali mi?
  • İntikam zorunluluk mu?
  • Korku cüreti artırır mı?
  • "Son arzu"yu, arzunun kendisi sonuncu yapabilir mi?

Zincirlerinizden başka kaybedecek bir şeyiniz yoksa bile, siz siz olun, zincirlerinizi koruyun. Zincir de bir şeydir.

ISBN: 975-7026-56-5

Kim, ne demiş?

Gazete ilanıyla Y.'yi aldıkları işyerinde verilen işler, bir sokakta aşağı yukarı dolaşıp simit satmak veya bir çay ocağında garsonluk yapıp bir iş adamına zehirli çay vermek gibi gariptir. Ama o pek sorgulamaz meseleyi. Aklı fikri işyerindeki sekreter Şükriye'dedir.
Roman bir yandan bu esrarengiz iş hayatını anlatırken, öte yandan Y.'nin işlediği cinayetle de "renkleniyor." Bu cinayet onun hayatla ve insanlarla kurduğu ilişkiyi ortaya sermesi açısından oldukça önemli. Gürültü yaparak rahatsız ettiği alt kat komşusu tarafından sürekli taciz edilen ve arada bir dövülen kahramanımız, sonunda tombalacı komşusunu –inceden inceye hesaplanmış ancak pratiğinde eline yüzüne bulaştırdığı bir biçimde- öldürür.

Ömer TÜRKEŞ

İstanbul'un en derinlikli, tersine en klostrofobik mekânında, Beyoğlu'nda, bir yolunu bulup yaşayan insanlar... Beyaz çorap ve kumaş pantolonları, futbol takımlarının renklerini taşıyan atkılarıyla etrafı kesen, "Beyoğlu Devleti"nin isimleri değişmeye müsait, bu kötü hayatın kentsoylu atıkları, yani doğal kötüleri etrafında, bir anti kahraman ve onun art duyguları üzerinden gelişiyor olaylar.

Y. 21 yaşlarında, İstanbul'da kendi başına yaşayan, parasız bir insandır. İş aramaktadır. "Tehlikeli de olabilecek işlerde çalışacak dinamik bay eleman. Zekâ testi yapılacaktır" şeklinde verilmiş o ilan, biraz da seçeneği olmadığından, yaşantısını altüst edecektir. Y. bir yeraltı teşkilatında, tam da ne yaptığını anlamadan çalışmaya başlar. İş kolaydır, kazanç iyidir, sekreter kadın çok güzeldir, her şey yolundadır. İşten eve mutlu dönmektedir. Ama bir gün komşusuyla arasındaki sıradan bir sorun, pek sıradan olmayan bir yola doğru kayar.

Altüst kavramının karıştığı, rastlantıların düzmece olduğu ama planların rastlantılarla bozulduğu, özlü sözlerin bazen yararlı bazen zararlı sonuç verdiği, prova ve gerçeklerin ayrım noktasının belli olmadığı, porno ve aşkın iç içe yer aldığı, intikam için önceden planlanmış yersiz bir cinayetin işlendiği, aşırı arzunun son arzuya dönüştüğü... 94 sayfalık kitapta ironik ve gerçekçi anlatım iç içe, tıpkı olaylar gibi. Bazen de son derece basit nedenlere dayanan komedi tarzı sürtüşmeler, kahramanın kendisini içinden çıkamadığı mücadelelerin ortasında bulmasını sağlar.

Kahramanımız özgeçmişini şöyle yazar:
"Adı: Y. Başkurt
Doğum yeri ve tarihi: Ankara, 1978
Önceki işler: İşportacılık, Ankara Satranç Derneğinde çaycılık, çelik tencere pazarlama, THK için fitre zarfı dağıtımı, düğün fotoğrafçılığı kalfalığı."


Y. gündelik hayatın dışlanmış parçasıdır ve dışlanmışlığı onu "iyi" olmaya sevk eder. Vicdan sahibi, namuslu, mert, adil, doğru bir delikanlıdır, örf ve ananelerine bağlıdır. Oysa kendi gizli (art) dünyasında böyle midir? Kin, ihtiras, hırs, intikam güdüleri hain, ikiyüzlü, potansiyel suçlu kimliğiyle birleşir; şakayla başlayarak tırmanan gerginlikler, inişe geçerken komedi duygusu ve polisiye kurgusu tadı verir.

Kentli olmak, köylü olmak kadar etiği ve sınırları belirli bir şey değil. Buna bir de cumhuriyetin meyvesi (yasal elması) olan inan, güven sefaletini de eklersek önümüze traji-absürd bir kenar kent ve kentli silueti çıkar. Sokağa çıktığımızda gülümsediğimiz simitçi "belki de" ikiyüzlü ve ihanete yatkın, paradoks boyutlarına varacak kadar isyankâr ve teslimîyetçi. Bu pis romanın sonunda içimiz rahatlasa da, yani kahramanımız ölse de, hayaleti sokakta elini kolunu sallayarak dolaşıyor, bizimle.

Murathan MURADOĞLU (VİRGÜL 26, Ocak 2000, s. 69)

TUTKU ROMANLARI

Roman Değerlendirmesi 3
1999 yılında yayınlanan sekiz roman, tutku teması etrafında cinsellik ve eşcinsellik takıntılarını işler. Bunlar sırasıyla Erendiz Atasü'nün Gençliğin O Yakıcı Mevsimi, Armağan Tekdöner'ın Çırak, Bilge Karasu'nun Kılavuz, Celal Hafifbilek'in ...Ve Sevgili Rozika, İbrahim Altun'un Romantik Salgın, Metin Kaçan'ın Harman Kaplan, Füsun Önal'ın Sinirli Vatandaş Cenk Cengâver'in Sosyal Bunalımları, Hasan Ali Toptaş'ın Kayıp Hayaller Kitabı'dır.

Armağan Tekdöner'in Çırak adlı romanı, bir takım insiyakî problemleri tartışan tezli bir roman intibaı uyandırır. Romanın tartışmaya açtığı temel kavram aşktır. Aşkın tedai ettirdiği boyutlar içerisinde pornografi, arzu, ihtiras, tehlike, ölüm, intikam gibi kavramlar yer alır. Felsefî bir takım açmazları, romanın imkânları ile tartışmaya açan yazar, oldukça başarısız bir kurgu etrafında kendini zor okutan bir üslûpla dolaşır, durur.

Nazir AKALIN (ALSAH BLOG, 8 Mayıs 2006)

KÜÇÜLTEÇ

Zincirlerinizi koruyun
'Çırak'... Piya - Zedyayın tarafından basılmış bir roman. Yazarı Armağan Tekdöner. Kitabın ilk sayfasındaki biyografiden anlıyoruz ki Tekdöner, fotoğraf sanatçısı... Kapak fotoğrafı ve ayraç bunu kanıtlar nitelikte...
'Çırak', sözü edilen yayınevinin Gri Fare Dizisi'nden çıkmış. Bu diziden kaç kitap çıktı, bilmiyorum; elimde yalnızca bu kitap var; lakin işbu dizinin grafik tasarım açısından hayli ilginç olduğunu itiraf etmek gerek. Mahasti Kia'ya ait olan Gri Fare Dizisi logosu, tek başına iltifatın okkalısını hak edecek düzeyde... Derdini yazarak paylaşmak gayesindeki bir yazarın kitabını bu şekilde tanıtmak, hiç kuşkusuz uygun bir yol değil. Ne ki şu sloganı okuyunca, kitap hakkında üç aşağı beş yukarı bir fikir edinileceği kanaatindeyim, eksik de olsa:
'Zincirlerinizden başka kaybedecek bir şeyiniz yoksa bile, siz siz olun, zincirlerinizi koruyun. Zincir de bir şeydir.'
Yazarın dili hakkında bir şey söylemiyorum, bunu tadımlık'taki metni okuyunca zaten anlayacaksınız...

Tadımlık Sabah simit işine gidecekken hatırladı ki, merdivendeki cesedi ilk kendisi görecek, başkalarının bulmasını beklese, işe gidemeyecek. "Yukarı tükürsem sakal, aşağı tükürsem bıyık... yok yok tersi miydi" diye düşünürken telefon çaldı.
İrkildi. Bu saatte? Hemen göstergeye baktı, numara belirmemişti fakat telefon hâlâ çalıyordu. Açtı.
- Yasin, ben Alp. 10.30'da merkeze gel. Haa bugün simit satma.
- Emredersin ağbi. Anlaşıldı ağbi.
Ellerini açtı ve dualar okudu. Yine yırtmıştı.

Murat BATMANKAYA (RADİKAL KİTAP, 8 Mart 2002)

Konusu:
Roman, bir çok işe girip-çıkmış Y. isimli bir adamın, bir gazetede görmüş olduğu iş ilanını aramasıyla başından geçenleri anlatmakta. Başvurduğu ve kabul edildiği bu işte, Y. sorgulamadan her söylenileni yapmaya çalışır fakat sonunda bundan vazgeçer.
Yorumum:
Bu kitabı okuduktan sonra açıkçası Armağan Tekdöner'İn zekasına hayran kaldım. Kitabın konusu, sahip olduğu mizahi öğeler, anlattığı suçluluk duygusu, yazının akıcılığı o kadar ustaca ki, Tekdöner'in şu ana kadar sadece 4 kitap yazmış olması ve 2001 yılından beri kitap çıkarmamış olması insanı oldukça üzüyor. Kitabı bir solukta bitirdim ben, eminim sizler de okurken zamanın nasıl akıp geçtiğini fark edemeyeceksiniz. Sahip olduğu mizahi öğeler keyif verici ama Tekdöner sadece mizah ile yetinmemiş, üzerinde durup düşünülmesi gereken cümleleri de oldukça ustaca harmanlamış.
Kitabın biçimi:
Mesleği fotoğrafçılık olan bir yazarın, kitap kapağı tasarımı hakkında benim yorum biraz abes olsa da, kapakta kullanılan siyah beyaz fotoğrafın kitaptan bir sahneyi canlandırdığını ve bu fotoğrafın hemen sol tarafında yer alan mavi şeridin de oldukça hoş olduğunu ifade etmem mümkün (Armağan Tekdöner'İn diğer kitap kapakları da benzer nitelikte ama bu şeridin rengi diğer kitaplarında farklı renkler alıyor).
Satın almak için:
Şu anda kitabın kullanılmamış halinin baskısı tükenmiş durumdadır ancak sahaflardan ikinci elini bulmak mümkündür. Nitekim ben de ikinci elini satın almıştım. Elbette baskısı tükendi, o halde kullanılmışını da bulamazsam nasıl okuyacağım diye düşünmeniz mümkün. Muhtemelen yazar da bu şekilde düşünüp, kitabın e-kitap halini sayfasına eklemiş. Keyifli okumalar...

Veli YILANCI (, 6 Ağustos 2012)

TAHSİN BEY EKVADOR'DA

(Kısa Roman, Armağan TEKDÖNER, psikolojik suç edebiyatı.)

Tahsin Bey Ekvadorda'yı indir

.pdf formatında e-kitap

İlk baskı Zed yayınları 2000.

Tahsin Bey Ekvador'da - arka kapak

Alın teri denilen şey, pis bir salgıdan ibarettir.

Muhasebeci Tahsin Bey'i kahrolası seyahat projelerine sürükleyen kadın, yolun sonu mu?
Hayat dolu o kadın Tahsin Bey'i yoldan çıkartıyor, hayalet kadın Korkut'un odasında.
Korkut ile Dr. Tahsin Bey'in vahşiyane maçında, hayalet kadın bu kez perde arkasında.
Arkası gelmeyebilecek seyahatlere rezervasyon, can çekişmeli masa tenisi karşılaşmalarına raket.
Baretsiz okumayın.

ISBN: 975-7026-57-3

Kuruntunun ve takıntının el kitabı

Kim, ne demiş?

Ben böyle bir kitap okumadım. "Böyle" kitaplar ne demek derseniz, onu da bilmem. Armağan'ın böyle işlere karıştığından haberim yoktu, meğer polisiye işlere hayli karışmış, iyi de olmuş! Bazıları "hariçten gazel" okumazsa, biz hep bildiğimizi okuruz! Bilmediğim bir şeyi okumaya kalkıştım, başıma böyle bir kitap geldi. Sonra "böyle" başka kitapları var mı diye merak ettim, varmış, sevindim. Onları da okurum, şaşırırım, yine sevinirim. Roman mı anlatı mı, polisiye mi değil mi bilmiyorum. Fakat cidden "eğlenceli" ve "hoş" bir kitap olduğunu söyleyebilirim.

Haydar ERGÜLEN

Geçtiğimiz yılın romanları arasında, mizah ile absürdlüğü birleştiren iki romandan çok keyif aldığımı söyleyebilirim. Artık kendisini bütünüyle bu türe adadığı anlaşılan Armağan Tekdöner, Tahsin Bey Ekvador'da romanında, her zaman olduğu gibi cinnet getiren, düşlerini gerçek, gerçekleri düş sanan garibanları ve onları kötü emellerine alet etmeye çalışan açıkgözleri kendine özgü bir üslupla anlatıyor. Bu kez, kötü olan, bir akıl hastanesinin başhekimi. Kahramanımız ise onun hastası. Fikrisabit yaratan çekici kadınlara da yer veren neşeli bir roman Tahsin Bey Ekvador'da.

Ömer TÜRKEŞ (VİRGÜL 38, Şubat 2001, s. 38-43)

CEZA KUŞAĞI

(Kısa Roman, Armağan TEKDÖNER, psikolojik suç edebiyatı.)

Ceza Kuşağı'nı indir

.pdf formatında e-kitap

İlk baskı Zed yayınları 2001.

Ceza Kuşağı - arka kapak

Yaralı bir yürekten ancak acılı et sote yapılabilir.

Okulu kantin, kantini cennet sandın, pandiklediklerini huri.
Menkul kıymetlere adadığın ruhun üçkağıda doyamadan, sefih ömrün beş kuruşsuz aktı geçti.
Seni seven tek arkadaşını da boğduğun gecenin ardından ıssız yıllar ve devamlı içki.
Fuhuştan uzak kaldığın her saniye, yaşadığına pişman.
Hiç olmazsa "aşk" deme, senin aşkından feci ne olabilir ki?
"Vicdan, dostluk, vs." ha? Tüm yaşantın kitapsızca kokain.
Hala ortalıktaymışsın üstelik, teneffüse çıkmış bir çakal gibi, İstanbul'u kantin mi belledin?
Çekeceksin cezanı.

ISBN: 975-7026-74-3


Kim, ne demiş?

Tekdöner'in son romanı, X Kuşağının ucuz ve kirli bir cinayet ekseninde gelişen iç hesaplaşmasını işliyor.

Kaos: Ceza Kuşağı'nın kopukları okulla meyhane, müfredatla hayat bilgisi arasında savrularak harcarlar gençliklerini... Kavak yelleri eser bir yandan, otorite kılıcını sallar bir yandan. Okuldan başlayarak sokağı ve Misakımillî sınırları içinde kalan her santimetre kareyi, öğrenciden başlayarak da kitleleri kodlayan otorite, trajikomik sonlara sürüklenen bireylerinin kaderlerini karatahtaya tebeşirle yazarak belletir. Makro-mikro bilcümle iktidar aygıtlarının gürültüler çıkararak saçtığı dehşete, propagandasını yaptığı dikensiz gelecek imgesine rağmen birtakım kimseler (romanda edepsiz, aşağılık, alçak başkahramanımız ve onun arkadaşlarıyla çizilen güruh) nefes alacakları küçük alanlar açmaya çabalarlar: Genel kabulü, genel ahlakı altüst ederler. Narkotik madde kullanımı, alkol banyoları, beraber ve solo seks partileri, meslekî dalavereler küçük ipuçlarıdır. Ve slogan şudur: Yüksel ey yeni nesil, ve bak ki arşa değer başın!
Mesaj yerine ulaşmıştır. Sürü, mütemadiyen dövüldüğü lise bahçelerinden artık sokaklara sürülmüştür. Şimdilerde otuzlu yaşlarını süren ve ilhak edilecek yeni hedeflerine doğru kutsal ve uzun bir yürüyüşe geçen sürü, ele geçirdiği en küçük iktidarın keyfini öğrendiği vahşet bilgisiyle çıkaracak ve vahşete (sistemin özüne) ilişkin yeni bilgiler üretecektir.

Ara sonuç: Besle kargayı...

Ajitasyon: Kentin sakin görünen herhangi bir sokağında, yan yana balık istifi dizilmiş binaların içinde, üst üste sıkış tıkış ifa edilen hayatların perdesini hoyratça çekiyor roman. Şenlik ateşinin çevresinde karmaşık bir dansın albenisinde dönüp duran ilkel toplum insanlarının, yüzünü XXI. yüzyıla dönmüş çağdaşımız modernize bireyin genlerinde zombivari canlanışı: Medya destekli toplumsal linç girişimleri; ölümü-katili izlemeye evlerinden çocukları, demli çayları ve piknik tüpleriyle gelen kutsal aileler; yasama-yürütme-yargı müsellesini ıslak çamaşırlar gibi sokak arasına balkondan balkona gerilmiş aynı ipe dizen yargısız infaz ayinleri; tirajı cümle matbuatı kat be kat katlayan dedikodu gazetesi, kent masalları ve toplumsal travmalara yol açabilecek güçte uyduruk-mesnetsiz resmî yorumlar, ekmek arası hürriyet pazarlayan ticaret hukuku; şoven silahşorluk... Hepsi o sakin gibi görünen sokağa kurulmuş cinnet panayırında cirit atıyorlar. Evler bahçelerden taşmış söğüt dalları gibi. Balkonlardan insanları ve onların iğdiş edilmiş hafızalarıyla, dışarıya taşıyorlar. Komşuda ne pişmişse, yağlı yavan denmeden sokakta kurulmuş sofrada şapır şupur yutuluyor. Her şey ayan beyan dökülüveriyor ortaya. İnfaz bitiyor. Yağlı ağızlarını elbiselerinin kol ağızlarına silerek dağılıyor ahali. Roman bu fotoğrafı arsız ışık oyunlarıyla aydınlatıyor: Bir toplu durum tespiti ve bir eleştiri olanağı sunuyor.

Ara sonuç: Ayna ayna söyle bize, bizden güzeli var mı?

Ağır tahrik: Üçüncü sayfalara kenar süsü niyetine iliştirilen cinayetlerden biri olay örgüsünün zeminine yerleştirilmiş. (İkinci maddeye gönderme: Cinnet ayinlerde toplumla beraber, cinayetlerde solodur.) Ceza Kuşağı'nın paranoya sınırlarında gezinen ana karakteri, kişisel tarihinin önemli figürlerinden Cem'i ucuz Amerikan filmlerinden devşirdiği enteresan, melez bir yöntemle öldürür. Cinayet işleniş nedeni, icrası ve sonuçları itibariyle ucuzdur. Çalışmak maksadıyla Ukrayna steplerinden İstanbul'a göç etmiş Tatyana'ya ticarî danışmanlık yapan kadın satıcısına, iki yüz elli Amerikan doları zarf içinde ödenir. Ama işler yolunda gitmez. Tatyana ortadan kaybolur. Müfredatın cinayete-katliama kurguladığı Ceza Kuşağı'nın diğer sabık birkaç üyesi olaya karışır. Yakalarına nefret, karşılıksız aşk, yalnızlık, intikam ve kandan mürekkep acı bir sos bulaşan aşağılık kahramanlar, Cem'in öldürüldüğü sahnenin içinde, geçmiş ve şimdiki zaman arasında gidip gelerek debelenir, debelendikçe de çamura batarlar. Cem öldüğüyle kalır. Ama toplumsal paranoyayı üreten ve örgütleyen merkezlerin gözü pek elemanları ve kolluk kuvvetleri el ele vererek, bir suçlu bulurlar elbette. Hiçbir suç cezasız kalmamalıdır.
Bu üçüncü sayfa haberinin ilginç bir yanı da olayın şehir merkezinde cereyan etmesidir. Gazetelerde okuduklarımızın aksine, varoşlarda, kenarda değil, çoğunlukla kentsoylu insanların yaşadığı lüks bir muhitte başlar ve biter roman. Kökü Osmanlı aristokrasisine ve Cumhuriyet burjuvazisine dayanan bir aileden gelen bazı kahramanlar, parlak iş hayatları, resim gibi uğraşlar, keman dersleri... Kente ait şişirilmiş imajlar. Hem de yarattıkları etki ile, güçlü ve inandırıcı bir atmosfer çizer bu imajlar. Kentin, kent insanının saat başı değişen gündemi gereği bu ucuz cinayet de gündemden düşer ve roman biter.

Ara sonuç şu olabilir: Kendi cinayetini kendin yap!

Hatırlatma Vurgusu ve Sonuç: Ceza Kuşağı'nın kapağını Açmakla kapamak arasında geçiveren o kısa zaman, yazarın kurguladığı oyunun içine okuru kolaylıkla çeker. Yaşım itibariyle aidiyet bildirmem gereken "Ceza Kuşağı"nın parlak bir elemanı olarak Armağan Tekdöner, öncelikle kuşağımızın genel kabul görebileceğini sandığım haletiruhiyesini yansıtmakta çok başarılı. Yazarın roman karakterleri üzerinden X Kuşağına ilişkin olarak giriştiği tahliller kimi sonuçlara ulaşıyor şüphesiz; hepsine katılmak olası değilse de... bir anımsatma çabası, bir eleştiri, bir yabancılaştırma efekti diye de okunabilir roman.

Celal ÇİMEN(VİRGÜL 39, Mart 2001, s. 40)

Absürd türün son yıllardaki en ısrarlı yazarı Armağan Tekdöner, Ceza Kuşağı'nda her zamanki gibi tepeden tırnağa "şerefsiz" ve "haysiyetsiz" karakterleriyle toplumda egemen olan utanmazlığın mizahî bir dökümünü yapmaya soyunuyor. Yer yer desenlerle süslenen, baş döndürücü bir hızla akan ve polisiye türe de bir göz kırpan Ceza Kuşağı'nı özellikle "underground" edebiyattan hoşlananlar keyifle okuyabilirler.

Ömer TÜRKEŞ (VİRGÜL 47, Ocak 2002, s. 72-77)

Son dönemde yazılmış polisiye romanların büyük bölümü ülke gündeminde olan siyasal ölçekli örgütlü suç ilişkilerinin etkileriyle yazılmıştır. Sosyal yapının yansımaları bir ölçüde kadın polis kahramanlarının kurgulanması olarak görülebilir. Ancak Armağan Tekdöner'in Ceza Kuşağı (2001) adlı eseri sosyo-kültürel yapıya ilişkin belirgin tasvirler içermektedir.
Romanın başkahramanı alışılmış kalıpların dışında ahlaki açıdan zayıf olarak betimlenmiştir. Çevresindeki grup, toplumun genel kabul görmüş kuralları arasında kendilerine özgü alanlar yaratma çabasındadırlar. Kentin varoşlarında değil üst tabaka ortamda yaşamaktadırlar. Uyuşturucu ve aşırı alkol kullanımı, cinsel sapkınlıklar ortamın profilini yansıtmaktadır. Vahşet de eğlencelerinin bir parçasıdır, cinayet böyle bir ortamda işlenir. Romanda cinayetin toplum ve özellikle medya tarafından algılanmasının anlamı çok çarpıcıdır. Yazarın anlatmak istediği, aslında toplumsal paranoyayı üreten ve örgütleyen toplumsal kurumların, suçun cezasız kalmaması gerektiğinden cinayeti aydınlatacak bir suçlu bulmaları ve emniyet güçlerini bu yönde etkilemeye çalışmalarıdır.
Bu eser, son dönemde kent yapılarına özgü norm ve değer sisteminin dışında biçimlenen grupların varlığını ve suçla olan ilişkisini ortaya koyması açısından dikkate değerdir. Bu grupların gelir düzeyi yüksek üst tabakanın genç grup çeşitlenmeleri içinde yer alması da vurgulanan başka bir konudur. Üzerinde durulan bir diğer konu da suçlu ve çevresinin maddi ve çevre açısından güçlü olmasının emniyet güçleri üzerinde baskı kurma girişimlerini doğurduğudur. Tabakalar arası güç farklılaşmasının ve üst tabakadaki aşırı gücün devletin kurumsal yapıları ile (bir cinayetten dolayı) çatışmaya girmesi kamuoyunun her zaman şahit olabildiği olaylar olmaması dolayısıyla dikkat çekici bir durumdur ve son dönemlerin güncel olaylarını yansıtmaktadır.

Ejder ÇELİK (POLİSİYE ROMAN VE TOPLUM, Ankara, Temmuz 2016, s. 75-76)
eyuder.org/yayinlar/ejder.pdf

ROMANLARI KAPAT ⇑

ÖYKÜLER ⇓

ÖYKÜLER ✖

Elektronik ortamda veya dergilerde yayınlanmış öyküler, burada yer almaktadır. Çoğu sinemalaştırmaya uygundur.

Millî Eğitim

12 Eylül 1980 darbesinden hemen sonraki günlerde liseli çocuklar, İstanbul.
(Öykü, 2.309 kelime)

BUNLARI HERKESE ANLATTIĞIN İÇİN SONSUZ TEŞEKKÜRLER EY EŞİK CİNİ.
İlk baskı EŞİK CİNİ dergisi. Sayı: Mayıs/Haziran 2008. Hikayeden kısa bir alıntı:

(...) Beyoğlu'nda bir sinemaya çıkış kapısından kaçak daldık, araya koydukları miki filmi esnasında çekerken fenerci ışık tuttu, iş de film de yarım kaldı, sonra Yüksek Kaldırım'dan aşağıya yuvarlanıp Karaköy'de vapura atladık, evlere dönüyorduk. Her zamanki şekilde köpekler gibi koşuşturarak, daha iskele sürülmeden vapura zıplamıştık yine. Terslik bu ya, Vehbi yere sıvaşık mazota bastığı için kayarak halata kapaklandı. Çocuk bozuntuya vermeden ayağa kalkmaya çalışırken orada malafat gibi dikilmekteki çaycı "Höst lan," deyince tepem attı. Çaktırmadan arkasına dolaşıp ensesine sokuldum ve kulağına "Pat!" diye bağırdım. Çaylar boca. Halatçı dibimde bitti.

Vapur yola koyulmuş, biz ikinci mevkide birer Kent yakmış, somurtuyorduk. İskeledeki kimlik sapığı askerler olmasa, soykırıma kurban gidecektik. Ömür oturduğu yerden kalkıp can yeleklerini sökmeye başlayınca keyfimiz geldi ancak ve yanımızdaki beden çantalarına birer yelek atıp, neşeyle yukarıya çıktık. Kontrolörle köşe kapmacaları tamamladıktan sonra lüksteki bir masaya çöreklendik.

Çeşitli gazete arkası beyefendilerin arasında, masanın tekinde kişnemekte olan üç ibne dikkatimizi çekti. (...)

ÖYKÜNÜN TAMAMINI    Web sayfası olarak aç    .pdf dosyası olarak indir    .doc dosyası olarak indir

Korsan Yazar

Jürilerin gönlünde taht kurmuşların anlayışıyla yazılmış, tonla satılıp pek fazla okunamayan ve gerçekte hiçbir şeyden bahsetmeyen romanlara yönelik taşlamadır.
(Öykü, 2.191 kelime)

Bazı kitapların "içindekiler" sayfasına ihtiyacı yoktur.
İlk baskı hikayeler.net 6 Temmuz 2008. Hikayeden kısa bir alıntı:

Korsan yayıncılığın da cılkı çıktı.

"Adam şöyle acayip bir kitap yazacak, böyle müthiş yazıyor," gazlarını aylar boyunca verdikten sonra bir gün, "Hah işte, yine yazdı!" yapıyorlar. Daha çıkmadan ünlendirilmiş kitap, çıktığı anda camekânlı kitapçıların teşhirine ellişer-yüzer istifleniyor. Adamın yayınevi kitapçıları bu kitapla anında fullemiş, korsan kalitesine titizlikle indirgediği tonlarcasını ise çoktan bir başka matbaada bastırmış, gizli deposuna da bunları yığmış oluyor. Kitabın orijinalinin dağıtımıyla eşzamanlı olarak, aslında bizimle çalışması gereken korsancı tezgâhlara işte bu ikinci depodan servis sağlanıyor. Aportta beklemekte olan biz gariban korsan yayıncılar kitabı derhal bastırıp haftasında piyasaya yetiştirsek de, geç kalmış oluyoruz. Ertesi hafta korsan kitabı verecek tezgâh bulmak hayâl olurken, malın da fiyatı göçüyor. Kağıtçıyla başımız şimdiden dertte, son çalışmada elde patlayan kitaplardan para mı geldi ki borcumuzu ödeyelim? Çoğunu kütüphanelere bağışladık. "Ben yazar olsaydım..."

(...)
Kadıköy'deki tarihi toplantıya dönelim öyleyse:
"Sen hiç yoktan bir kitap yazsan da, Z.'nin bir kitabının korsanıymış gibi piyasaya sürsek?"
dediğinde Ender, birkaç saniye duralamıştım.
"Ha?"
Ender'in ne demek istediğini bir anda anlayamamıştım işte.
"Oğlum bak, bu adamın toplam kaç kitabı var, bütün kitaplarının adları nelerdir, sen ezbere biliyor musun örneğin?"
"Hımmm. On kadar olsa gerek. Adlarının bazılarını biliyorum. Biraz düşüneyim. Iıı-evet, ama sanırım aklıma beş-altı tanesi geliyor."
"Bak sen bile ezbere bilmiyorsun. Diyelim bir gün tezgâhın tekinde, Z.'nin daha önce varlığını bilmediğin bir eseriyle karşılaştın. "Bunu o yazmış olamaz," mı dersin, yoksa "A-a, bu kitabı duymamıştım," mı?

ÖYKÜNÜN TAMAMINI    Web sayfası olarak aç    .pdf dosyası olarak indir    .doc dosyası olarak indir

ondabirtarife.com

Enayi misin? Gerisini merak etme.
(Öykü, 4.087 kelime)

"Beklediğim bir sondu ama Faruk'un bu kadar tilki çıkacağı aklıma gelmemişti. (:"
lavaine

"Çok keyifli ve öğretici! bir öyküydü. Bir kerede kendini okuttu."
KERİM

İlk baskı tabut.net 2007. Hikayeden kısa bir alıntı:

Kartal Cezaevi'nde ıslah olurken içinde bulunduğumuz muteber camiaya yaraşır projeler geliştirmiş, afla topluma kazandırıldığımız saniyede de öğrencim ve ben kolları sıvamıştık.

Cihangir'de bir evde salıverilişimizi ıslatmaktaydık. Biralardan tekini işemek üzere ayağa kalktığımda, Faruk benden bir bira daha istedi. Boşaltım tesisinden çıkıp dolum tesisine geçtim, birayla dolu dolaptan sadece bir bira çıkardım ve vakur bir tavırla salona dönerek koltuğuma gömüldüm. Boşluğa bakar gibi yaparken mırıldandım:
"Bira, bana yetecek kadar var."
Zayıf Faruk taş çatlasa on dakika kadar sürdürebileceği susma eylemini başlattığında, sözü damlatan musluk aldı. Ama hangi on dakika? Eylemcik on saniyede bitti:
"Bira yok mu? İş teklif ettiğini zannetmiştim..."

ÖYKÜNÜN TAMAMINI    Web sayfası olarak aç    .pdf dosyası olarak indir    .doc dosyası olarak indir

Tarladaki Alâmetler

Bir "Ölme eşeğim yaz gelecek" öyküsü ya da Avrupa Birliği.
(Kısa Öykü, 665 kelime)

İlk baskı Kahve Molası 5 Haziran 2007. Hikayeden kısa bir alıntı:

DEVRE KAYBI:
"Er - Trk - sker - doar!"

Göklerden gelen bir ses ve durumdan çıkan vazife üzerine ayağa fırlayıp hışırdayan sazlara tekme tokat girişti, kimisini kökünden söktü. Ara fikir etkisini derhal göstermiş, bazı sazların hışırtıları kesilmişti; en azından sökülenlerin ve sopalananların. Sazlar olmasa, sazlıklar cennet olurdu.

DIŞ MİHRAKLAR:
"Düşlerindeki kadını ya sev, ya terk et."

ÖYKÜNÜN TAMAMINI    Web sayfası olarak aç    .pdf dosyası olarak indir    .doc dosyası olarak indir

Elektrik Kaçağı

Gerçeküstü ve mecazi bir Cihangir öyküsü.
(Kısa Öykü, 1062 kelime)

Yazıldığı tarih: 2001. Sadece İngilizce çevirisi yayınlanmıştır. Hikayeden kısa bir alıntı:

"Nakkaştepe'deki villadayız amirim. Ceset ölmeden az önce bir şeyler yazıyormuş sanki. Masasının üzerinde fişi takılı bir de mikrodalga fırın var, içi boş. Tamam."
"Burası merkez. Fırının fişini derhal çek, yazıları da fırını da al. Sana kaç defa 'ceset ölmüş deme,' demedim mi? Tamam."

ÖYKÜNÜN TAMAMINI    Web sayfası olarak aç    .pdf dosyası olarak indir    .doc dosyası olarak indir

10 Sayısının Hikmeti

Doğaüstü öğeler yoktur belki ama istemediğiniz kadar seksomanyakçadır.
(Öykü, 1990 kelime)

Yazıldığı tarih: 2001. Sadece İngilizce çevirisi yayınlanmıştır. Hikayeden kısa bir alıntı:

"Otopark. Karımın otoparktaki arabasının kapısıyla pervazı arasından sokuşturduğun not. Ben Almanya'dayken, 10 Aralık 1999 hani. Evet bunu da biliyorum. Nereden mi? Sen oraya girersen bana fitlesin diye, otopark görevlisine senelerce boşa para vermemişim demek ki."

ÖYKÜNÜN TAMAMINI    Web sayfası olarak aç    .pdf dosyası olarak indir    .doc dosyası olarak indir

ÖYKÜLERİ KAPAT ⇑

SENARYOLAR ⇓

SENARYOLAR ✖

Bu bölümde çekime neredeyse hazır senaryolar yer almaktadır.
İstediğinizi bana haber bile vermeden sinemalaştırabilirsiniz, dava açmam. Ama ben olsam, olası bir başarıya daha baştan gölge düşürmemek için, bu riske asla girmezdim. Benim davacı olmayacağım koskoca bir projenin "izinsiz alıntı" olduğunun duyulmayacağı anlamına gelmez.

Gerçek ismiyle temas kurduğundan emin olduğum herkesin her e-postasına, çok kısa sürede ve mutlaka cevap veririm.
"Senaryo bir detay değildir," diye düşünen bütün Türkçe film çeken yönetmenlere ve yönetmen adaylarına saygılar, teşekkürler.

Armağan Tekdöner


ÇIRAK

"Tehlikeli de olabilecek" demek, "tehlikeli olacak" demektir.
(Yaklaşık 90 dakikalık bir film için senaryo)

Yazıldığı tarih: 2000. Sevgili Celal ÇİMEN'in katkılarıyla. DİKKAT: Hızla değişen İstanbul göz önüne alındığında, bu eski senaryonun uygulamadan önce kapsamlı bir güncellemeye ihtiyacı vardır. Sinopsis:

İşsiz genç Y., İstanbul'un merkezindeki fakir bir evde yaşamaktadır. Y.'nin macerası, o garip iş ilanındaki telefonu aramasıyla başlayacaktır. Telefonda verilen randevunun vaat ettiği "parlak geleceği" Y. gürültüyle kutlarken, alt katındaki PEZO'dan sert bir tepki alır.

Telefonda başvurduğu şirketin en yetkili kişisi NECİP BEY tarafından, Y. işe alınmıştır. Ancak şirketin çalışma alanı muğlak, iç dekorasyonu tuhaftır. Y.'ye söylenense, yapacağı yegane işin simit satmak olduğudur. Bu tuhaf kariyeri esnasında, NECİP BEY'in cilveli sevgilisi sekreter ŞÜKRİYE, kısa sürede Y. için kaçınılmaz bir aşk nesnesine dönüşecektir.
Y. işten döndüğü bir akşam, PEZO tarafından kendi evinin önünde dövülür. PEZO'yu öldürmeye karar veren Y., o gece apartmanın merdiveninde karanlık bir cinayet işler.

Cinayet polisin ilgisini çekmez, tutanaklara kaza olarak geçer, yaşam kaldığı yerden devam eder. Bu arada Y.'nin simitçiliği, uyuşturucu satıcılığına dönüşür.
Ve Y. daha zor bir göreve getirilmiştir artık: Bir holdingde yönetim kurulunu zehirlemek üzere çaycı olacaktır. Y.'yi bu işe, rüyalarını süsleyen ŞÜKRİYE ikna eder. Fakat Y. bu eylemden hemen önce polise bir ihbar mektubu yazar, zehirli çayları da yönetim kuruluna vereceği esnada dökerek, kurulu ölümden kurtarır.

Holdingden kaçmayı başarıp bir otele yerleşerek şirkete izini kaybettiren Y., artık göremediği ŞÜKRİYE'ye zamanla daha fazla aşık olmuştur. Diğer yandan, şirket de faaliyetlerinin izini kaybettirmek amacıyla yok olmuştur.
Y. bir gece başıboş dolaşırken, barın tekinde Şükriye ve Prokatil'e rastlar. Aynı esnada şirketin diğer elemanlarının, holdingdeki cinayet girişimi nedeniyle tutuklanmakta oldukları televizyondaki haberlerde çıkmıştır.
Y., Prokatil ve Şükriye, kendilerinin aranmakta olduğunu şaşkınlıkla televizyondan izlerken, bulundukları yeri polis basar.

Oysa NECİP BEY ve tüm yönetici suçlular serbest kalacaklardır.

Huzurlarınızda .pdf formatında ÇIRAK çekim senaryosu

MEYHANE

Kendini rezil etme üzerine.
(Yaklaşık 7 dakikalık bir kısa film senaryosu, çok düşük bütçe)

Yazıldığı tarih: 1998. Bir antikahramanın yaptığı monolog biçimindedir, okuması 5 dakika.

sonunda gitti. Sepetledim yani. Pat, kıçına bir tekme.
(4 sn. Sessizlik)
Şöyle ki
(sesi ağlama izlenimi verecek şekilde titremeye başlar)
ne oldu bilmiyorum. O gün çok sevinçliydim. Kazı-kazandan kazandığım
(yandaki cık, cık, cık yapar)
parayla ona çiçek almak için, çiçekçiye yollanmıştım. Hatta hep yolda rastladığım o dilenciye de sıkı bir sadaka verdim. Bir de nasihat tabii. "Çalış kardeşim," dedim. "Çalış be birader!" Sonra dik bir tavırla çiçekçiye girdim. Ne de olsa bu çiçekçi tipindeki insanlar, mütevazı davranırsan anlamazlar. Orkide alırken adamın bıyık altından güldüğünü hissettim.
(Sesi yükselecek ve sinirle söyleyecek)
"Fiş rica edecektim," dedim. Herif "Ne iş yapıyorsun delikanlı?" dedi. Sinirden titriyordum.
(Sinirden titremektedir)
Sakin bir şekilde paraların tümünü suratına fırlatıp
(fırlatma hareketini taklit ederken gömleği yırtılır, farkına varmaz)
çıktım. Eve döndüğümde Sema yoktu. Merak ettiğim için çalıştığı bankaya telefon açtığımda, bana sadece "iyi günler, iyi günler..." dedi ve telefonu kapattı.
(Karşıdaki içe çekme sesiyle güler, yüze zoom, önüne bakmaktadır.)

İşte .pdf formatında MEYHANE çekim senaryosu

KISA DEVRE

Attila İLHAN'ın ELDE VAR HÜZÜN kitabından aynı adlı şiirinin uyarlamasıdır.
(Çok kısa film senaryosu, çok düşük bütçe)

Yeniden yazıldığı tarih: 2014.

Polis öleni ben sanıyor.

.pdf formatında KISA DEVRE film hikayesi

.pdf formatında KISA DEVRE çekim senaryosu

HÜCRE EV

"Tehlikeli de olabilecek" demek, "tehlikeli olacak" demektir.
(Yaklaşık 10-15 dakikalık bir kısa film için senaryosu, orta bütçe)

Yazıldığı tarih: 2004. Sinopsis aşağıdadır:

YÖNETMEN ve SENARİST, çektikleri kısa filmi seyretmek için bir evde TV ekranı başındadırlar.

Çektikleri film, Mumcu suikastı ile ilgili yakalanan bir zanlıya tatbikat yaptırılması üzerinedir. Görüntüler, bir haber kanalının yayınları ve yayına esas olan mekanın yayına alınmayan gerçek durumları olmak üzere, ardışık olarak sunulur. TV yayını şeklindeki görüntülerde, yetkililer tarafından İranlı olduğu öne sürülen zanlı, tatbikat için getirildiği olay mahallinde görülmektedir. Olay mahallinin TV'de yayınlanmayan görüntülerinde ise, Ermeni soykırımını Fransa'nın tanımasını boykot etsinler diye oraya getirildiği belli olan, büyük bir kalabalık vardır. Kalabalık taşkınlık yapmakta, çevreye zarar vermektedir. Film, İranlı gibi davranarak tatbikat yapan zanlının, Amerikan ajanı olduğunun ima edilmesiyle son bulur.

YÖNETMEN ve SENARİST, hazırladıkları bu filmi birlikte seyretmiş, aralarında tartışmaya başlamışlardır. YÖNETMEN filmi piyasaya çıkartmak istemektedir. SENARİST korkmakta ve filmi imha etmeyi önermektedir. Tartışma sürerken, evi polis basar ve etrafa çeşitli suç aletleri yerleştirir.

YÖNETMEN ve SENARİST, evlerinde bulunduğu öne sürülen kanıtların bir masa üzerinde toplandığı polis merkezinde, tutuklu olarak televizyon ekranlarına çıkartılırlar.

.pdf formatında HÜCRE EV çekim senaryosu

@gceeyarsı

Bir sanal flört hikayesi ve acı son.
(Kısa film senaryosu, çok düşük bütçe)

Yazıldığı tarih: 2005. Sevgili Aliş SAĞIROĞLU'nun katkılarıyla. Şu anda tümüyle gözden düşmüş ICQ adlı sohbet yazılımının revaçta olduğu zamanda geçer. Bu nedenle, uygulamadan önce web trendlerine göre güncellenmesi gerekir.

Ortalık avcı kaynıyorsa ve hele o sezonda kurt kürkleri revaçtaysa, kurt adam olmak istemezsiniz.

.pdf formatında @gceeyarsı çekim senaryosu

SENARYOLARI KAPAT ⇑

SİNOPSİSLER ⇓

SİNOPSİSLER ✖

Bu bölüm, sinemaya yönelik yazılmış ama henüz senaryolaşmamış hikayeleri kapsar. Altta görülen sinopsislerin film öyküleri de ek olarak sunulmuştur ve hepsi senaryo yazımına hazır durumdalardır.
Senaryolar kısmındaki "hatırlatmalar" burada da geçerlidir.

Öldüren Kaparo

Ölüm aklımızın ucundan bile geçmemişti
Günümüzün İstanbul'u
(Uzun metraj film için sinopsis)

Yazıldığı tarih: 2014.

OSMAN, CENGİZ ve ATTİLA, öğrenciyken öğrenci gibi yaşamaya razı değillerdir.

Üç bilgisayar mühendisliği öğrencisi, dâhiyane olduğunu düşündükleri bir İnternet dolandırıcılığı projesini başarıyla hayata geçirir; ama soyundukları sahte kiralık katil rolünü oynarken gerçek kurban durumuna düştüklerinde, yüzdükleri dalgalı sular süratle kararır ve her biri kendi kaderine yelken açar.

.pdf formatında ÖLDÜREN KAPARO sinopsis

.pdf formatında ÖLDÜREN KAPARO film hikayesi

ÖRGÜT

"Kutsal" hakkında.
İki ayrı tarihteki zemin 1980'li yılların Boğaziçi Üniversitesi ve günümüzün İstanbul'udur.
(Uzun metraj film için sinopsis)

Yazıldığı tarih: 2006. Öğrenciliklerinde devrimci görüş etrafında bir araya gelmiş 4 yaşıt kişinin birbirleriyle ilişkilerinin, yaşamlarının birkaç dönemini kapsayan anlatımı.

TOLGA, ALİ, SELİM VE KUDRET'in bir öğrenci kulübünde tanışmaları, farklı nedenlerle aynı devrimci amaç uğrunda bir araya gelmeleri, görünüşte giderek benzeşmeleri, beraber para sıkıntısı yaşayıp beraber eğlenmeleri, gündelik anlaşmazlıklarını kutsal davalarındaki önemli görüş ayrılıkları gibi algılayıp geceler boyu tartışmaları, soyut bir nihai amaç için yaptıkları tehlikeli çalışmaların bir yaşam biçimi halini alması, arkadaşlığın örgüt üyeliğine dönüşmesi, ve iki yıl sonra bu durumu sorgulamaya kalkışan KUDRET'in yok edilmesi, filmin birinci perdesidir. İşlenen cinayet, "faili meçhul" olarak kayıtlara geçer.

İkinci perde, yolların ayrılışıdır. TOLGA cinayetten hemen sonra kimseye söylemeden başka bir okula geçiş yaparak, Türkiye'ye yıllardan sonra döneceği ABD'ye gidecektir. SELİM sözde örgütte üst düzey yönetici olmuş, en riskli görevleri emir eri gibi davrandığı ALİ'ye veriyordur. Zaten dersleri kötü olan ALİ'nin "Kahrolsun faşist cunta" yazısını SELİM'in emriyle yazarken yakalanması, öğrenim hayatının sonu olur. Mezun olan SELİM ise bir Alman firmasında iş bulup staj için Almanya'ya gider.

Üçüncü bölüm, bu gruptan kalan üç kişinin 20 yıl sonraki yaşantılarını ayrı ayrı sahnelemektedir. ALİ yıllarca hapiste yatmış, çıktığında Erzurum'a dönmüş, ancak yaşam koşulları onu yeniden İstanbul'a sürüklemiştir. Kirayı ödeyemediği için Tarlabaşı'ndaki odasından dövülerek atıldığı gün, elinde kalmış tek kozu kullanmaya karar verir. Önemli ölçüde zengin olmuş TOLGA ve SELİM'i ayrı ayrı arayıp, Kudret cinayetini anlatmamak karşılığında onlardan para ister. Artık hiç istemediği zamanda ALİ'yi yeniden karşısında gören TOLGA, "yayanın kusurlu olduğu araç çarpması sonucu" bir ölüm organize etmek zorunda kalır, olay haber bile olmaz.
Öte yandan, şantaj için kendisini arayan ALİ'ye SELİM'in cevabı ise "Basına beraber anlatalım," olmuştur. ALİ'den bir daha ses çıkmayınca SELİM meraklanıp TOLGA'yı arar. TOLGA şantajı bilmezlikten gelir, okuldan beri de ALİ'den haber almadığını söyler. Ama ağzından "endişeye gerek yok," gibilerden bir cümle kaçırır. SELİM kuşkulanıp ALİ'yi ailesinden soruşturur ve kazayı öğrenince yıkılır. Genel müdürü olduğu Alman firmasındaki işini bırakır, eşiyle Kaş'a yerleşir. Kendisiyle hesaplaşma dönemine girmiştir.

Son perde. 5 yıl daha geçmiştir, TOLGA'nın durumu daha da iyidir, yeni genç eşiyle çok mutludur, villasının havuzu başında vermekte olduğu o muhteşem partide bir yıldız gibi parlamaktadır. Cep telefonundan, olayları bir TV kanalına anlattığını bildiren SELİM'in sesini duyduğu saniyede yıkılması beklenen TOLGA, hâlâ sapasağlam ayaktadır.


Bir kayıktaki üç siluet tarafından, aysız bir gecede Boğaz sularına bir ceset bırakılmasıyla başlayan film, itirafları TV'de yayına girince intihar etmeyi planlayan SELİM'in telefonda alacağı haberle bitiyor: Doktorların kestikleri yıllarca sürmüş SELİM'in kısırlık tedavisi sonuç vermiştir: SELİM'in tek arzusu olan o erkek çocuk eşinin karnındadır.


ANA KARAKTERLER
KUDRET
Bir matematik öğretmeninin oğlu. Bursa'daki bir devlet lisesinden mezun, İşletme bölümünde. İnançsız bir kişilik.
Üniversitede çevre edinebilmek için satranç kulübüne girmiş, orada tanıştığı üç arkadaşının etkisiyle devrimci örgüte üye olmuştur. İlk günlerde çok heyecanlı -dolayısıyla anlamlı- bulduğu çalışmaları giderek saçma bulmaya başlayacaktır. Ama görüş değiştirmenin ölüm demek olabileceğini asla aklına bile getiremeyecek kadar kutsal kavramına yabancıdır.

TOLGA
Zengin ve tanınmış bir avukatın oğlu. Robert Lisesi'nden mezun, Tarih bölümünde.
Ailesinin salon sosyalizmi geleneğinin bir prestij unsuru olduğunu, üniversiteye girince anlar ve o koşullarda biraz daha sosyalist olması gerektiğini hisseder. Dört arkadaş arasından, örgüte ilk katılan TOLGA'dır. İçin için Allah'a inanmakta, ama bunu katıldığı hareketten gizlemektedir. KUDRET'in yok edilmesi planına karşı çıkmış, ama SELİM'den korktuğu için, bu suça katılmıştır.
20 yıl sonra ise, dönemin iktidar partisinde yöneticidir, önemli ihaleleri alan bir işadamıdır.

SELİM
Orta halli bir ailenin çocuğu. Alman Lisesi'nden mezun, İnşaat Mühendisliği bölümünde. Devrim olacağına gerçekten inanan ateşli bir taraftar.
Davadan dönen KUDRET'in yok edilmesini teklif ve organize eden SELİM'dir.

ALİ
Erzurum'daki bir devlet lisesinden mezun, fakir bir ailenin 5. çocuğu. Makine Mühendisliği bölümünde, burslu okumakta.
Boğaziçi'ne birincilikle girmiş olmasıyla okuldaki güzel kızların ilgilenmediğini anlar. Çevresini geliştirmek için en başarılı olduğu alandaki kulübe girer. Daha önceden hiçbir ilgisinin olmadığı sol görüşle işte orada, satranç kulübünde, kendisini rahatlıkla yenen SELİM vasıtasıyla tanışacaktır. Zamanla SELİM'in çömezi haline dönüşen ALİ, KUDRET'in öldürülmesinin ve her türlü suç kapsamındaki görevin uygulayıcısıdır.

DETAYLI FİLM ÖYKÜSÜNÜ    Web sayfası olarak aç    .pdf dosyası olarak indir    .doc dosyası olarak indir

MÜZAYEDEYLE İNTİHAR

"Öyle sıkılıyorduk ki, ölürcesine".
Boğazın parıltısı göz kamaştırıcı ve bu film sofraya değişik lezzetler koyuyor, ama ziyafetin sindirimi kolay değil.
(Uzun metraj film için sinopsis)

Yazıldığı tarih: 2007.

İstanbul 2008'de hâlâ geçmişindeki kadar ıslak, dolambaçlı, saygısız ve kibar, pis ve güzel.
Bugün kimi yüksek lisans öğrencileri var ki bu kentte, kartlar kendilerini kayıracak şekilde dağıtıldığı hâlde destedeki kartlardan da fazlasını istiyorlar.

Ayrı dallarda (cerrahi, yoğun bakım, bilgisayar, işletme) ihtisas yapmakta olan hâli vakti yerinde 25 yaşlarındaki dört erkek arkadaşın akademik kariyerleri, kendilerini heyecanlandırmaktan uzaktır. Boğaziçi Üniversitesi'nde bir intihar gerçekleşeceğini duyurup, izlemeye gelenleri gizli enfraruj kamerayla kaydedip internet üzerinden teşhir etmek fikri, dört arkadaşın kadehlerinin yine boşaldığı bir Beyoğlu masasında heyecan arayışından doğar ve tutkuyla benimsenir.

Öğrencilerin hayâl kırıklığıyla, güvenlikçilerin ise bıyık altından gülerek dağılmasıyla sonlanacak bu deneyden arta kalan, gizli kamera kayıtlarındaki tam bir sıra dışı portredir. Araştırıp bulacakları bu kişi, intihar etmeye kararlı 19 yaşındaki felsefe öğrencisi HASAN'dır.
Aynı gösterimin yeniden yapılmasına karar verilir. Bu kez birisi gerçekten intihar edecektir: HASAN. Zaman geldiğinde HASAN intihar etmeyi başaramaz ama bir serçe parmağını kesip, bekleşenler arasındaki bir kızın üzerine atacak kadar niyetinde samimi olduğu görülür.

Bir kesilmiş parmağın yaratabildiği kaos, daha gelişkin bir proje için ilham kaynağı olmuştur. HASAN'ın anestezi altında parça parça kesilerek ölüme sürükleneceği sürecin, fiziksel olarak seyretmek isteyenlere açık artırmayla sanal ortamda pazarlanması.

Yok oluş tutkunlarının kıran kırana teklif verecekleri iki ayrı müzayede ve derme-çatma ameliyathanelerde gerçekleştirilen organ kesimleri, geriye öngörüleri hayli aşmış bir maddi getiriyle, ölümün eşiğinde bir gövde bırakır. Gösterilere son verilmiştir.
Bundan böyle günlerini gün etmek için, Bebek'te muhteşem manzaralı bir daire kiralarlar. Ancak HASAN için internetten bulup getirmek zorunda kalacakları Ukraynalı yoğun bakım hemşiresinin ücreti de giderlere eklendiğinde, ellerindeki paranın yetmeyeceği belli olur.

HASAN'ı bilançodan silme kararı, birkaç ay sonra dört arkadaş arasında oyçokluğuyla alınır. Bu olağandışı ortamda HASAN'la arasında bir dostluk yeşeren bilgisayarcı OSMAN şiddetle muhalefet etmiştir.
Kararı HASAN'a bildirdiklerinde HASAN'ın intihar etmekten vazgeçtiğini söyleyeceğini hiç beklememektedirler ve HASAN'ı hayatta tutmaya yönelik bir B planı yoktur. Önce doktorlar ve işletmeci, derken hemşire, gövdeyle OSMAN'ı baş başa bırakıp toz olurlar.

HASAN'a tek başına bakmak için canhıraş bir mücadeleye başlayan OSMAN için arkadaşlık kelimesi ilk defa bir anlam kazanmıştır. Ancak HASAN'ın durumu hızla kötüleşir ve HASAN ölür. OSMAN cansız gövdeyi ambalajlayıp bir gardırobun içine koyar.
Bebek'ten taşınmak için tutacağı külüstür kamyona bu kadar bir iş için belki çok iyi para verecektir ama gardırop ve diğer eşyalarla yüklü kamyonun banliyöde gideceği adres geçersizdir.

Eşya yüklü bir kamyon olmayan bir adres aramakta, inecek iskelesi olmayan bir yolcu boğaz vapurlarından birinde ağlamaktadır. Güneş bir yalının penceresinden diğerine atlar, boğazın suları sararır, kızarır ve kararır.

Boğaziçi Üniversitesi'nin sisli kış gecelerinde telaşlı adımların hışırdattığı sarı yapraklar, döküntü Beyoğlu meyhanelerinde varoluş sorgulanırken üretilen yok oluş projeleri. Dehşet düşkünlüğü, teşhirden getiri elde etme çabası. Bir bireyinin acısını eğlence sayan 21. yüzyıl toplumunun vahşete iştahı, acımasızlığın kaideleşmişliği, istisnai pişmanlık anları ve vicdanın iflâsı.
Boğazın parıltısı göz kamaştırıcı ve bu film sofraya değişik lezzetler koyuyor, ama ziyafet kolayca sindirilebilir gibi değil.

DETAYLI FİLM ÖYKÜSÜNÜ    Web sayfası olarak aç    .pdf dosyası olarak indir    .doc dosyası olarak indir

ONKOLOJİ KLİNİĞİ

Kanser ve geç kalmak üzerine.
(Uzun metraj film için sinopsis)

Yazıldığı tarih: 2008. Bu filmdeki eleştiri okları, onkoloji sektörünün içindeki bir yaydan atılmışlardır ve kesinlikle hedef gözetilmiştir: Sektörün bütün kanıksanmış canavarları.

ENER TOKSOY'un kanserin terminal safhasındaki annesini kaybediş dakikalarıyla başlayacak bu film, kanserle savaşanların yola hangi ideallerle çıktıkları ve sonra nasıl yoldan çıktıkları hakkındadır. Filmin başında olanca gerçekliğiyle ölümcül finali gösterilen kanser sürecinin, filmin sonunda da ruhen yıkıcı başlangıcı görülecektir:

Yıl 2009. Olaylar, onkoloji kliniği olarak kullanılan tarihi bir İstanbul konağında geçer.

Annesinin kanserden ölümüyle derinden sarsılan yatırım uzmanı ENER TOKSOY (45), çalışmakta olduğu bankadan kanserle mücadelede aktif rol almak için ayrılır, annesinin tedavi görmüş olduğu onkoloji kliniğine ortak olup, yönetici olarak klinikte işe başlar. ENER TOKSOY'un ilk günlerdeki özverili çalışma tarzı, yas sürecinin bitimiyle beraber yerini hedonist bir yaşantıya bırakır. Bu yeni sefih hayatın finansmanı için ENER TOKSOY önce klinikten para tırtıklamaya başlar, tırtıklamaca giderek soyguna dönüşür. Kliniğin tüm cirosu bile yetersiz kalınca, olmadık kalemlerden masraf kısmaya koyulur. Bir gün, ifrata kaçmış yeni tasarruf tedbirleri yüzünden kimsesiz bir hasta kaybedilince, ENER TOKSOY pişman olur. Doktorun da yardımıyla örtbas edecekleri bu olaydan ders çıkaran ENER TOKSOY, artık dürüst bir adam olmaya kararlıdır. Rezil yaşantısını düzene koyar, yaptıklarını kimseye belli etmeden telâfi etmek için kolları sıvar. Fakat geç kalmıştır.

Kliniğin tıp otoritesi radyoterapi uzmanı DR KERİM S. OCAK (52) da Hipokrat yemininin edildikten 10 yıl sonra zaman aşımına uğradığı görüşündeki uzman doktorlardandır. Klinikteki radyoterapi teknisyenlerinin istisnai olmayan uygulama hatalarına getirdiği çözüm, onları alenen alaya alıp, her fırsatta aşağılamaktır. Başkalarına dürüst ve bilimsel bir kişilik sergilemesi gerektiğinin farkındadır ama odasında yalnızken internette porno sitelere girmek veya hastalar kapısında bekleşirken bahçede dolaşarak cep telefonuyla bazı kuruluşlarla uzun uzadıya alacağı komisyonları konuşmak gibi davranışlarda pek sakınca görmemektedir. Tuhaftır ki, günlük konuşmalarındaki "etik" kelimesinin kullanım sıklığı, "tümör" kelimesininkinden fazladır.

Medikal onkolog PROF. DR. SARP ERARSLAN (65) cirosu kadar kârı olan tek kişilik bilançosuz holdinglerdendir. Yapılan her bir kemoterapi uygulaması için kendisine kesintisiz yazılan ücret, ancak yüzlükler sayesinde akşamları aldığı zarflara sığar olmuştur. Uygulamaya dayalı ücret anlaşması yüzünden, hastaya ilaç şemasını yazarken uygulama sayısını maksimumda tutmaya özen gösterir. Kemoterapi altındaki hastaları her sabah dolaşırken yaptığı hâl hatır sorup şakalaşmalar hastalarca tıbbi denetim gibi algılansa da, özünde o gün kaç hastadan para alacağını hesaplamak içindir. Arada sırada, domatesin kanseri önlemedeki yararlarını anlatırken ve sadece gizli adreslerden temin edilebilen egzotik şifalı bitkileri tanıtırken televizyonlarda görülür. O gizli adresler o kadar da gizli değillerdir aslında, isteyen her hasta kolayca adresi öğrenir ve PROF. DR. SARP ERARSLAN'ın eşi tarafından Mısır Çarşısı'ndan kiloyla temin edilip özenle harmanlanan 'şifalı bitkiler'den gramla satın alabilir.

İşe başladığı ilk gün hemşirelikten usanmış, mesaisini bilgisayarda fal bakarak tamamlayan, sadece özlük haklarıyla ilgili konular gündeme gelince canlanan SELMA HEMŞİRE (30) taze bir seks abidesi gibi görünse de ruhen geçkin bir soğuk nevaledir. Buna rağmen şehvet düşkünü ENER TOKSOY için vazgeçilmez bir takıntı nesnesi olmaktan kurtulamaz. Belki de ENER TOKSOY'un bu saplantısı, o kaybedilen hastanın faturasının SELMA HEMŞİRE'ye çıkarılmasına neden olan faktörün ta kendisidir.

Resmi kayıtlarda orada çalışır gibi görünüp gerçekte günde üç-beş klinik dolaşan, sadece duvarlardaki diplomalar için para alan kalabalık bir uzmanlar takımı vardır. Bu kadrodaki daimi memnuniyetsizler her akşam uğrar, müdür ENER TOKSOY bunlarla düzenli olarak çıkar çatışmasına girer, zarflanmış paralar kavga gürültü içinde el değiştirir, misafir sanatçılar giderler.

Klinik, personel şeklinde tezahür etmiş bu kötü huylu kanser hücrelerini yok etmeyi sonunda başaracaktır. Bir sabah klinik çalışanları işe geldiklerinde, her biri kendi yerinde bir başkasını bulur, her birinin tepkisi kendisine özgü olur, çok hareketli bir gün geçer. Klinik temizlenmiştir.

Klinik sonrası süreçte maddi durumları süratle kötüleşmiş ENER TOKSOY ve eşi, berbat bir evin yoklukla dolu mutfağında aralarında fısıldaşırlarken, kanser kelimesi kulağına çalınan 3 yaşındaki erkek çocukları oyuncak adamlarla salonda oynamaktadır. ENER TOKSOY'un eşi kansere yakalanmıştır, konuşmaları çocuğa duyurmadan yapmaya çalışmaktadırlar. Çocuğun "kanser" diye adlandırdığı oyuncak bir canavarı diğer oyuncak adamlara dövdürmeye başladığı bu son fasılla, film biter. PROF. DR. SARP ERARSLAN televizyonda şifalı bitkileri tanıtmaktadır.

DETAYLI FİLM ÖYKÜSÜNÜ    Web sayfası olarak aç    .pdf dosyası olarak indir    .doc dosyası olarak indir

SİNOPSİSLERİ KAPAT ⇑

İngilizce Çalışmalar

HATIRLATMA: Bu bölümde hiç Türkçe metin yoktur.

STORIES ⇓

STORIES ✖

FFF GmbH

(A 2,617-word sci-fi story)

First published by Aphelion Webzine in May 2003. Available in English only. Below is the introduction.

Any Casanova might have guessed there was something fishy about our ad, when it showed up among the personals, on the net. However, even the real insider could not have envisaged its catastrophic consequences at all.

Man seeking his woman, New York City. Amateur science-fiction screenwriter from Manhattan, 29, is in search of a special soul mate to share his future. Well, this is me, the Lufthansa pilot in the picture. As for you, adventurous character is a must.

In fact, I was regularly seeking women. The science was true, the fiction was false, the writer was me and there was nothing amateurish. I owned a Manhattan apartment but most of my time was spent on a pacific island, busy with production. I was not 29. One cannot be 29 at the age of 61, but my multipurpose assistants were young. Beauty was a prerequisite, as underlined by "specialty". "Sharing future" was the job description informing the candidate that she would be everybody's soul mate thereafter. That damn good-looking man in the picture, Raymond, was the pilot of my private plane. The "adventurous woman" clause was a must for all our traps. After all, is everybody not a cheater to some extent? Our ad was almost veracious.

Read HTML    Download .pdf    Download .doc

Violet Sends Her Regards

(2,311-word sci-fi story, continuation of FFF GmbH)

First published by writershood.com in May 2004. (This sci-fi webzine is no longer on the net.) Available in English only. Below is the introduction.

Professor Hartmut Karl Stumpf
Berlin

The Editor's Office

Guten Tag Herr Editor

The history of East Berlin yet lacks such an informant: I have read with repugnance a disgraceful denunciation, in the disguise of a short story titled FFF GmbH and undersigned by an obvious pseudonym, in the October 2003 issue of yours. I, Professor H. K. Stumpf, hereby declare that I survived that terrorist attack conducted by Tanju Toprak, who shamelessly described the same barbaric scene here as the prevalence of justice. I would like to exercise my contradiction right now, as the reality is very different.

Read HTML    Download .pdf    Download .doc

The Mythenquai Flat Webcam

(6,163-word sci-fi story, final story of the series)

Written in July 2003, unpublished elsewhere. Along with the 2 above, this is the 3rd story of a trilogy. Available in English only. Below is the introduction.

Gentlemen,

Literally speaking I am a whore. Hey do not panic, you will not pay for reading this; the decent women must have frightened you to this extent.

If you wonder how my nasty life went on, a clarification is needed first: "nasty" is but another descriptive adjective, and because of its relative nature, I classify it within a subgroup comprising all pointless words. Discard that subgroup from your vocabulary, and the notion of "morality" will remain as an invalid shortcut on your desktop, targeting deleted folders. Let the watchdogs, whose plaques will be presented in heaven enjoy such nonsense, you delete the shortcut too.

My point is that at the age of 26, the lake of Geneva looks brighter from any woman's own villa, to herself.

Read HTML    Download .pdf    Download .doc

Electric Piracy

(A 1,572-word story, a sort of absurd crime fiction)

First published by sffworld.com in January 2004. Originally written in Turkish.

"What you will call 'surreal setting,' is my neighbourhood."

"We have entered the villa. An apparently poisoned body lies on the floor. On his desk, there are hints indicating the body was busy with writing probably just before dying. I also see an empty microwave oven still hum. Over."
"Captain speaking. Unplug the oven right away. How many times should I tell you not to say, "Body died," sort of things? Bring me all the writings. Over."

My deceased manager warned: "Beware of those unbelievers tapping on the state's supply. Do not ever be tempted by the unlawful, otherwise you will be warped and will be burnt. The devil will ceaselessly be attempting to grease your palm."

Read HTML    Download .pdf    Download .doc

The Divine Wisdom of 10

(2,589 words. Crime story containing adult material.)

First published by sffworld.com in July 2002. Originally written in Turkish.

"Everything takes place in an apartment, in the central Istanbul. All characters' immoral acts are revealed step by step, Ferruh tries to murder his friend, but only the most innocent and helpless person dies in the end. The title is an irony, no supernatural powers."

See what you are confronted with tonight. During your next visit, beware of the drinks you are offered by Ferruh, if you will ever visit him at all.

Ferruh's place you have been frequenting all too often, for some God knows what reason. Your old friend Ferruh still has some words for your body laying there. He shakes and mingles the following words with beer, in his broad mouth:

"I knew since ten years ago that you were after my wife. I did my best to help you survive, pretending to be unaware. You didn't appreciate my generosity."

Ferruh refreshes his beer, the tenth. An extremely tangled living room, more beer bottles are in sight than the rugs on the floor. Obviously no one has attended to the bottles for days, which could generate capital if resold to the grocer.

Read HTML    Download .pdf    Download .doc

CLOSE STORIES ⇑

NOVELS ⇓

NOVELS ✖

Dance Contest

(16,067 words. Novelette by Armagan TEKDONER, psychological crime fiction.)

Download Dance Contest

Download the e-book in .pdf format.

First imprinted by Zed publications in 1999. Originally written in Turkish, translated to English by the author.

Close friends,
a joyful atmosphere of jokes,
and a murder!
If old quarter of Istanbul and contemporary life style are held responsible for the crime, anti-hero Rıza will be undervalued.
Coexistence of treachery and anomaly, absurdity and disgracefulness to such extent in one person's behavioural character, is simply unacceptable. Although this novel may be a parade of shaming activities, you will discover similarities within Rıza's ego to your own and can read shamelessly.

ISBN: 975-7026-36-0

CLOSE NOVELS ⇑

SCRIPTS ⇓

SCRIPTS ✖

TURNING a BLIND EYE

"Man is NOT made out of mud."
(2010, Short film script, small budget)

Montréal, Canada, 2010.

The only thing in common between the 4 persons who do not know each other, aged 20s, 30s, 40s and 50s, is being broke and all are trying hard to cope with the regular not-so-friendly calls/visits of collection agencies. They obviously need more creative solutions than playing better hide-and-seek.

All 4 of them find the same ad of a research institution seeking subjects for a clinical experimentation advertised on various media and they one by one contact the recruiter. They are to meet each other in a room where the 12-day research will be carried out. The cut dialogues between them are composed of sentences with no beginnings or endings, talking about nothing of importance. The dialogues only hint the days passing by as well as revealing the subjects' backgrounds. The nature of the experimentation is not communicated at any point but a routine administration of some eyedrops attracts attention among the usual readings of blood pressure and the like. Everybody happily leaves on day 12, collecting their compensations.

Montréal, Canada, 2011.

Highlights from the same 4 subjects lives. All are still receiving calls/visits from collection agencies and are still leading miserable lives. These fragments are too short, are always from unusual angles hiding the faces of the subjects and not displaying what they are exactly doing. Dialogues give no clue about anything. When one of the subject is properly focussed, it is demonstrated that he/she is at the terminal stage of becoming visually impaired.
The season changes.

The 4 subjects are inside the same subway car but they do not see each other: they are all blind. The film ends with a close-up of another ad in that same subway car, placed above the seat one of the subject sits: "Research participants wanted".

One person in the car takes the note of the phone number provided.

NOT ready for shooting yet, dialogues are missing.

Download TURNING a BLIND EYE shooting script

CLOSE SCRIPTS ⇑

Son güncelleme (TSİ): 2018-02-16 20:34:01 EET